İşitme Engelli Çocuğu Olan Bir Annenin Yaşadıkları

 Hatice Çankır Öğretmen Ankara

Koklear Implant Kullanıcısı Annesi

Doğsa güneş gibi oğlum, anne dese bana, seslensem ona çıkarsa beni düzlüklere, hırçın dalgaların kenarından, dağların karlı başından, sesime ses verse anne dese bana. Heyecanlarım, korkularım, yaslarım, her şeyim oğullarım, güneşlerim Batum ve Atam için yaşadıklarım, yaşadıklarımız…

Hayat geçer gider sesler içinde, hep vardır ses, fark ederiz fark edemediğimiz sessizlikte. Hayatın sesini dinlemek kısacası, yaşantımız içinde dinlemek hiç farkına varmadan, ta ki oğlunuz doğup artık sesiniz yok dedikleri ana kadar…

İşte böyle başladı, milyonlarca sesin içinde sessizliğimiz, hayatın sesi olmadan hayatımız. 03 Kasım 2008 günü doğdu oğlum, küçücük gözlü, minik elli bir erkek çocuğu olarak sessiz dünyaya açtı gözlerini. Daha o doğmadan üç gün önce kaybetmiştim babamı, bir başka canımı. Yeni bir can oldu Ata evimize, ışık oldu ailemize. Sevindik hepimiz, tamamdı artık mutluluğumuz, bulmuştuk aradıklarımızı, kaybettiklerimizin içinde, bulmuştuk ümitlerimizi, her şeyimizi, bitip yitip giden ömürlerin içinde.

Günler geçip gitti, hiçbir şeyin farkına varmadık, oğlumuz için her şey doğaldı, her şeye tepki veriyor, hiçbir şeyde gözünden kaçmıyordu bize göre. Hatta arkadaşlarımız ona bir isim bile bulmuşlardı. Ata namı diğer “Ağır abi”. Arkadaş sohbetlerinde aldı Ata bu ismini, Kendi sessizliğinde anlamadığından kimseyi, duyamadığından amcalarını, teyzelerini bakamamıştı arkasına ona seslenenlere, öpücük atanlara…Sessiz sessiz ilerlemişti minik adımlarıyla kendi hayatında namı diğer ağır abi olarak kendi yolunda.

Ata gün geçtikçe büyüyor, ilerliyor her şeyi normal bir çocuk olarak mutluluk veriyor, güldürüyor, bebeklik, kardeşlik, evlatlık yapıyordu hepimize. Malatya’ya tayinimiz çıktı ve ailemizle mutlu bir şekilde gittik yeni görev yerimize. Her şey normal akışında devam ediyordu….. ta ki evimizin yanında devam eden inşaattan vince bağlı büyük bir beton kütlesinin Ata’nın uyuduğu odanın yanına büyük bir gürültüyle düşmesine kadar. Bakıcısının gözündeki fırtınalar kopartan acaba mı dedirten ifade ile başladı serüvenimiz, mücadelemiz, sessiz dünyamız. Bakıcı ablamızın “ Bugün Ata uyuyor iken, Ata’nın yanında sanki bomba patladı, ama Ata uyanmadı. Çok denedim başka seslere de tepki vermedi” demesi ile kendimizi Malatya İnönü Üniversitesinin işitme testi yapılan bölümünde bulmuştuk. Burada Ata’ya ABR denilen işitme testi yapacaklardı ve duyup duymadığını tespit edeceklerdi. Bize göre Ata’nın hiçbir problemi yoktu. Nasıl olsun ki baba Ata kucağındayken “Oğlum balıklar nerde diyordu, Ata dönüp balıkları gösteriyordu. Uyurken Ata birden uyanıveriyordu. Ama Ata kandırmıştı bizi. Duymadığı için sessiz dünyasında kendine ipuçları kurmuştu. Babanın dudaklarından çıkan kelimelerdeki hareketi ezberlemiş, uyuduğu odanın kapısının duvarına vuran gölgeyi almıştı duyan gözlerine.

Atamı uyutmuşlardı, test için hazırlamışlardı onu kabloları bağladılar minicik dokunmaya kıyamayacağınız bedenine, uyuyordu ata mışıl mışıl kendi sessizliğinde. Doktor ablası bir o tarafa bir bu tarafa koşuyordu, Ata’nın etrafında annesinebelli etmeden, yine mi diye üzülmek istemiyordu o da anlaşı-lan bu yüzden iyice bakıyordu Ata’ ya. Küçük bir iz arıyordu göstergelerde, kabloları kontrol ediyordu tekrar tekrar. İyi haber vermek istiyordu anneye babaya. Ama nafile Ata sessizliğin rüzgarındaydı, duymuyordu hemde hiç.

Yürek burkan ifadelerle gözlerime baktı. Hiçbir şey diyemedi bir süre, baka kaldı bana nasıl diyeceğini düşündü ve söyledi. “Oğlunuz tepki vermiyor” dünya hatta evren yıkıldı üzerime, ne yapacaktım, nasıl ağlayacaktım, ağlamayıp bağırmalı mıydım? Bilmiyordum, ne yapacağımı, neler söyleyeceğimi. Odadan çıktık oğlumla sessiz ama haykırışlar dolu adımlarla babanın yanına gittik birlikte.

Baba gözlerimden anladı durumu kelimelere gerek yoktu. Uçurumdan düşüren, canından can koparan o acı haber babaya da verildi. Aynı düşünceler, haykırışlar, ağlamalar hep beraberce oturduk ağladık. O anlar hiç bitmek bitmeyecek o anlar ne yapsam neler düşünsem, neler söylesem bilemediğim o anlar…İlk aklıma gelenler neydi diye düşünüyorum, planlarımız, Ata’nın büyümesi, evlenmesi, askerliği, okulu, mesleği, nasıl olacaktı, neler çıkacaktı karşımıza bu acımasız dünyada. 22 Şubat 2010 günü bitmek bilmiyordu, dinmiyordu, acımız, hüznümüz, sanki toz bulutunun içine girdik, sürükleniyorduk bilmediğimiz yerlere.

29

Yüreğimiz burkulmuştu bir kere ne yapacaktık, neler yapacaktık, Ağır abimize nasıl faydalı olacaktık, düşünmeye başladık. İnönü Üniversitesinin saygıdeğer doktorları bize çözüm yollarından bahsettiler, neler yapılabileceğini söylediler. Hiç bilmediğimiz ama sonradan hayatımızın bir parçası olacak olan cochlear implant kelimesi ile tanıştık. Ata’nın ameliyat olması gerekiyordu. Başının içine kulağına bir cihaz yerleştireceklerdi, bir de dış ünitesi olacaktı bu cihazın ve Ata duyacaktı. Rabbimin izniyle. Hiç tereddüt etmeden, karar verdik Ata’nın ameliyat olmasına. Ata’ya ameliyat olmadan önce işitme cihazı kullanmasını önerdiler ve kullandık, oyuncak diye tanıtarak Ata’ya. Ata’nın cicileri idi onlar kulaklarında iki tane cici… Ata’ya bir şeyler duyurmaya çalışıyorduk bu cihazlarla. Sesli oyuncaklar aldık ilk etapta. Davullar, darbukalar, ziller ve neler neler. Oturduk hepimiz Ata’nın etrafına duyurmak için biraz da olsa sesleri ona. Büyük oğlum Batu o küçük çocuk bile büyüdü devleşti, kenetlendi bizimle birlikte… Kardeşine o da bir şeyler katmak, sesleri duyurmak istiyordu kendince. Davulları çaldık, zillere vurduk, düdükleri öttürdük ama nafile. Ata işitme cihazı ile bile hiç tepki vermiyordu bunlara. Bir umut bir umut diye çalıştık günlerce, komşularımıza anlattık durumumuzu anlayış göstersinler diye. Günler bu şekilde geçti gitti ve ameliyat tetkikleri için sürekli Ankara Malatya arası gidildi gelindi aylarca. Bir çok doktorla görüşüldü. Ameliyat günü belirlendi ve Ata ameliyata hazırlandı. 10 Mayıs 2010 günü Ata’nın ameliyat günüydü. Dualarla uğurladık Ata’yı önce Rabbime sonra o muhteşem doktora Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Ana Bilim Dalı başkanı sayın hocam Levent Sennaroğlu’na… Ameliyat üçbuçuk saat kadar sürdü ama biz günler, aylar hatta yıllar geçti zannettik, bekleme salonunda. Ağladık ağladık ikimizde ama şükürler olsun Rabbime Ata’nın ameliyatının çok iyi geçtiğini duymayı nasip etmişti bize. Oğluma Nucleus marka Cochlear İmplant cihazı takılmıştı.

Ata ameliyat olmuştu artık. Ameliyathanenin o soğuk kapısı açıldı. Başında sargılarla ağlayarak sedyenin içinde yeşillere bürünmüş olarak çıktı ameliyathaneden, bizlere bakarak, tamam anneciğim duyacağım inşallah der gibiydi.. Bir süre Hacettepe’de kaldık. Tetkikler, kontroller ve neler neler… Bir ay sonra gelin dış işlemciyi takalım diyerek uğurladılar bizi. Ata’nın cihazlarını da alarak doğru Malatya’ya gittik. Sevindik, mutluluk gözyaşları ile ağladık, hüzünlendik, düşündük, hayal kurduk gelecek güzel günler için günlerce.

Evet zaman geçti bir ay oldu ve biz yine Hacettepe Üniversitesi hastanesindeydik. Sayın Gonca Sennaroğlu hocamız ile birlikteydik. Ata’nın biyonik kulağını denemek için. Cihazları aldılar, gerekli ayarlarını yaptılar ve Ata’yı ilk defa sessizliğinden alıp, milyonlarca sesin içine koydular. Ata ağlıyordu, küçücük gözleri inanın kocaman olmuştu. Bu ne bunlar ne neler oluyor diye kendince bakakaldı etrafına. Evet Ata sese tepki vermişti. Ata bu sefer bizi mutluluktan ağlatıyordu. Ağladıkça ağlamak istedik hep birlikte. Rüzgarın sessiz yüzü, ses verdi Atamıza, ses oldu cihazı, yol oldu seslerin ülkesinde Ata’ya merhaba dedi.

Ağır abi şu anda 4 yaşında ve çok rahat bir şekilde bionik kulağı ile duyabiliyor. Hatta odada uçan bir sineğin vızıltısını bile. Artık Ankara’ lı olduk, 2 yıldır Başkentte görev yapıyoruz ve bundan son derece mutluyuz. Haftada 3 gün birer saat olacak şekilde Aydınlıkevlerdeki Özel Eğitim Kurumuna giderek, Ata’ya gerekli olan eğitim programlarını alıyoruz. Evde, aldığımız eğitimi normal yaşantımız içerisinde bize öğretildiği şekilde tekrarlıyor ve Ata’nın konuşabilmesi için tüm aile bireyleri ile birlikte elimizden gelen herşeyi yapıyoruz. Bu arada Ata Kreşe de gidiyor. Normal İşiten çocuklarla birlikte oyunlar oynuyor, şarkılar söylüyor, resimler yapıyor. Hiçbir zaman onlardan geri kalmıyor, hayattan kopmamayı, ona sımsıkı sarılmayı şimdiden öğreniyor.

Ata dört kelimeli cümleleri bile rahat bir şekilde konuşabiliyor. Kelimeleri tam anlamıyla çıkartamasa bile bize ne söylemek istediğini anlatabiliyor. Ana renkleri, geometrik şekillerden üçgeni, kareyi, daireyi ve sayılardan birden ona kadar olanlarını söyleyebiliyor. Kızdığı zamanlarda, abisinden öğrendiği bir cümle ile ”Ders Çalışıyorum. ” diyerek tepkisini gösterebiliyor.

Aileler olarak bizler, hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmadan ya da nasıl olsa cihazlandı artık bizim gayretimize gerek yok, duyuyor ya kendi kendine zamanla konuşur demeden, mücadeleyi bırakmadan, Rabbimin bizlere verdiği sabır ve gayret ile çocuklarımıza sahip çıkmalı ve onları gelecek güzel günlere hazırlamalıyız.

Rüzgarda sürüklenmeden, sessizliğin dünyasında kaybolmadan, yaşama tutunmayı, el yordamı ile değil ses sizsiniz, ses sizsiniz diyerek haykıra haykıra anlatmalıyız, o güzel yavrularımıza…

Şu anda Ankara’da Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Lisesinde Öğretmenlik yapmaktayım. Ata’m gibi özel olan öğrencilerimin sessiz dünyalarına ses olmaya çalışıyor, onlara da Ses Sizsiniz diyerek haykırmaya çalışıyorum.

Yazan:

Hatice Çankır

Yorumlar 

 
#1 TeşekkürlerHatice 18-11-2012 10:32
Yazımı yayınlayıp sesimi duyurmama yardımcı olduğunuzdan dolayı teşekkürlerimi sunuyorum. Benim ÖZEL bir çocuğum var bundan dolayı hiçbir zaman keşke demedim..Çünkü bende ÖZEL bir anneyimm....

TEŞEKKÜRLERR....
Alıntı
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile