Görme Engelli Bir Çocuğun Eğitiminde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar Nelerdir?

 

    Bir çocuğun kişiliğini oluşturan değerler ilk önce ailede kazanılır. Dolayısıyla çocuğun eğitimi kadar ailenin eğitimi de çok önemlidir. Yanlış bilgilere dayanan yöntemlerle yetiştirilen bir çocuk ileride bazan ömür boyu telafisi mümkün olmayan sorunlarla karşılaşabilir.  

Öncelikle engelli olmayan bir çocuğun nelere hangi düzeyde ihtiyacı varsa engelli çocuğun da aynı şeylere aynı düzeyde ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.

Aşırı koruyuculuk da aşırı ilgisizlik de engelli çocuk üzerinde olumsuz etkiler bırakan tutumlardır. Aşırı koruyuculuk bireysel bağımlılığa, aşırı ilgisizlik ise sosyal uyumsuzluğa neden olan yaklaşımlardır. “Düşersin, dökersin, kırarsın, onu yapamazsın, bunu yapamazsın” gibi endişelerle kendi başına oynaması, yemek yemesi, giyinip soyunması, gezip dolaşması sürekli engellenen bir çocuğun özgüven duygusu, bağımsız hareket becerisi gelişemez. Her konuda başkalarının yardımına mahkûm hale gelir.

 Aile bireyleri, engelli çocuğun da birlikte sohbet etmeğe, birlikte sokağa çıkmaya, eğlenmeye, alış-veriş yapmaya ihtiyacı olduğunu unutmamalıdır. Günlerce tek başına evin bir odasında kapalı kalan engelli çocukta çeşitli zihinsel ve ruhsal sorunların oluşması kaçınılmazdır. Sorunların bütün nedenlerini sadece engelliliğe dayandırmak, kolaycı bir yoldur ve sorumluluktan kaçmaktır. Engelli çocuk sosyal ilişkilerinde uyumsuz ve huzursuz bir kişilik sergiliyorsa önce ailenin çocuğa karşı kendi tutum ve davranışlarını sorgulaması gerekir. 

Görme engelli Çocuğun kelimelere ve kavramlara ait bilişsel gelişimini sağlayabilmek için görme dışındaki duyularına hitap eden yöntemler kullanılmalıdır. Örneğin, suya dokundurarak su kelimesi,  çiçeği koklatarak çiçek kelimesi, uçak sesini duyduğunda uçak kelimesi, yağmur yağdığında yağmur kelimesi öğretilmelidir.

 “Çocuk görmüyor, bu nedenle bazı şeyleri bilmemesi de normaldir” şeklinde düşünmek en yanlış yaklaşımlardan biridir.

Görme engelli bir çocuk uzun süre ilgisiz ve tek başına bırakıldığında elini gözüne koyma, ileri geri sallanma, kafasını eğik tutma, sallama, kendi etrafında dönme gibi yanlış alışkanlıklar edinebilir. Bunun önlenebilmesi için çocuğun sürekli sevdiği şeylerle meşgul edilmesi ve toplumca yadırganan tik ve alışkanlıklarının görüldüğü anda düzeltilmesi gerekir.

Gören kişiler sözsüz iletişim dediğimiz; kafa sallama, el sallama, omuz silkme, kaş, göz, el, kol, hareketleriyle duygu ve düşüncelerini ifade ederler. Bu tür mimik ve hareketlerin nasıl yapıldığı ve hangi anlama geldiği de mutlaka görme özürlü çocuklara öğretilmelidir. Örneğin, hangi hareketin evet, hangi hareketin hayır anlamına geldiği, hoşçakal, güle güle anlamında elini nasıl sallaması gerektiği anlatılmalıdır.

Doğuştan veya çok küçük yaşta görme özürlü olan çocuklar, gören bir kişinin neyi, ne kadar, hangi mesafeden, hangi durumlarda gördüğünü bilemezler. Bu nedenle her hangi bir yerde kendilerini kimsenin göremeyeceğini zannederek yaptıkları hareketler yüzünden bazen  zor durumda kalabilirler.

 Saydam bir camın arkasından her şeyin görünebileceği, bir duvarın arkasından görünemeyeceği, kafasını çeviren bir insanın arkasındaki bir nesneyi veya yapılan bir hareketi görebileceği, yüksek bir yere çıkıldığında çok uzak mesafelerdeki şeylerin görünebileceği gibi hususlar anlatılmalıdır.

Aynanın özellikleri ve ne işe yaradığı çocuğun anlayacağı kelimelerle açıklanmalıdır.

 görme özürlü bir çocuk bulunduğu odanın duvarlarına, kapı ve pencerelerine dokunabilir, ancak tavanına dokunamadığı için odanın yapısını tam olarak kavrayamaz. Bu durumda babanın çocuğu kucağına alarak yukarı kaldırıp eliyle tavana dokunmasını sağlaması gerekir. Görme engelli çocuk, ağacın gövdesine eliyle dokunarak onun yapısı hakkında bilgi edinir. Ancak, dallarına ve yapraklarına dokunamadığı zaman ağaçla ilgili bilgisi eksik kalır. Bu gibi bilgileri nasıl olsa çocuk büyüyünce öğrenir diye düşünmek yanlıştır. Çünkü, aynı bilgileri gören bir çocuk hangi yaşta öğreniyorsa görme özürlü bir çocuğun da bilişsel gelişimi için o bilgileri aynı yaşta öğrenmeye hakkı olduğu unutulmamalıdır. Gören bir çocuk konuşmaya başladığında çevresinde gördüğü her şeyi, “bu ne? Şu ne? O ne?” gibi sorular sorarak öğrenmek ister. Görme özürlü çocuk ise doğal olarak bu tür soruları daha az sorar. Bu durumda aile bireylerinin ve eğitimcilerin çocuğun soramadığı şeyleri de ona anlatmaları ve göstermeleri gerekir. Örneğin, yolda yürürken bir telefon kulübesinin yanına gelindiğinde, kulübenin yapısı, telefonun yeri, nasıl kullanıldığı uygulamalı şekilde anlatılmalıdır. Çevrede elle dokunulması mümkün olmayan görsel şeyler ise benzer veya zıt anlamda kıyaslamalarla açıklanmalıdır. Çocuğun günlük yaşamda kullandığı çantanın giydiği kıyafetlerin ne renk olduğu söylenmelidir. Okulda çantasını kaybettiği zaman onun ne renk olduğunu bilmezse çantanın bulunması daha zor olabilir.

     Görme engelli çocuğun bazı nesnelerin gerçeğine elleriyle dokunması mümkün değildir. Örneğin, canlı bir aslana elleriyle dokunamayacağı için onun maketten yapılmış şeklini incelemesi gerekir. Maketlerin büyüklüğünün mümkün olduğu kadar gerçeğine uygun olmasına dikkat edilmelidir. Küçücük bir aslan maketini inceleyerek bir çocuk aslanın gerçek büyüklüğünü zihninde canlandıramaz. Bir hayvanın gerçek büyüklükteki maketini bulmak mümkün değilse onu çocuğun bildiği başka hayvanlarla kıyaslayarak tarif etmek gerekir.

Engelli  bir çocuğun başarıları da başarısızlıkları da aşırı derecede abartılmamalıdır. Başarılarının abartılması onu bencilliğe ve kıskançlığa, başarısızlıklarının abartılması ise onu korkaklığa ve karamsarlığa iter. 

    Az gören çocukların yetiştirilmesinde görme düzeylerini kendilerine en verimli ve en yararlı biçimde kullanma eğitimine ağırlık verilmelidir. Bu gibi çocuklara ne hiç görmeyen bir çocuk, ne de tamamen gören bir çocuk gibi davranılmalıdır. Hiç görmeyen bir çocuk gibi davranıldığında görme gücünden yeterli düzeyde yararlanması engellenmiş olur. Tamamen gören bir çocuk gibi davranıldığında ise, görme özürlü olduğunu kabullenemez ve özürünü sürekli gizlemeye çalışır. Görmediği şeyleri de görüyormuş gibi rol yapar ve bu davranış onu zaman zaman zor duruma düşürür.

 Hiç görmeyen çocukla az gören çocuğun eğitiminde uygulanacak yöntemler ve kullanılacak araçlar birbirinden farklıdır. Öğretmen, çocuğun sahip olduğu görme düzeyiyle, ne gibi şeyleri yapabileceği konusunda bir uzman doktorla da görüşmelidir. Bir öğretmenin çocuktan, görme düzeyinin altında veya üstünde beklentiler içine girerek, yapamayacağı şeyleri beklemesi veya yapabileceği şeyleri engellemesi o çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkiler.

En küçük bir görme olanağına sahip olmak bile iyi kullanılabildiği takdirde bir görme engelli için önemli avantajlar sağlar. Örneğin sadece ışığı görebilen bir kişi, geceyle gündüzü ayırabilir, bulunduğu odada elektirik lambasının yanık olup olmadığını hisseder, koridorda yürürken odaların kapılarının açık mı, kapalı mı olduğunu farkeder, önündeki büyük engelleri hissederek onlara çarpmaz. Bu nedenle ailelerin ve eğitimcilerin az gören çocukların eğitiminde uygulanabilecek programlar konusunda gerekli ve yeterli bilgilere sahip olmalıdırlar. Geçmiş yıllarda körler okullarında az gören çocuklara yönelik farklı eğitim programları yoktu. O yıllarda az gören öğrencilerin derslerde mürekkep yazılı kitapları okumaları yasaktı. Bu yüzden bir çok öğrenci breyl yazıyı gözleriyle okuyorlardı ve bu da onların gözlerine zarar veriyordu. Oysa yapılması gereken şey az gören çocuklar için iri puntolu harflerle yazılmış kitaplar bastırmak ve özel araç-gereçlerle eğitimi kolaylaştırmaktı,

     Oyun, çocuklar için hem bir eğitim, hem de bir eğlenme ihtiyacıdır. Özürlü çocukların özürlü olmayan çocuklarla birlikte oyunlara katılması onların ruhsal, zihinsel ve bedensel gelişmeleri, özgüven duygusu kazanmaları, sosyal ilişkiler kormaları, işbölümü ve sorumluluk bilinci edinmeleri daha çabuk gelişir. Oyun, özürlü çocuğun kendisini, arkadaşlarını ve çevresini tanımasını sağlayan önemli etkinliklerden biridir. Özürlü çocuk, özürlü olmayan çocuklarla oynama olanağına  ne kadar çok sahip olursa o kadar aktif ve dengeli bir kişilik geliştirebilir.

 

Görme engelli çocuklar için cinsel eğitim özel bir öneme sahiptir. Cinsel merakları gideren, yanlış bilinen şeyleri düzelten, zihinsel, duygusal, sosyal ve fiziksel konularda gerekli bilgileri sağlayan, doğru tercihlerde bulunmayı ve doğru kararlar vermeyi öğreten, kendini koruma bilinci kazandıran, özgüven duygusunu geliştiren bir cinsel eğitim çocuk için gerekli ve yararlı bir eğitimdir. Cinsellik, zihinsel, duygusal, sosyal ve fiziksel boyutları içeren bir kavramdır. İnsanın cinsel eğitim düzeyi, onun kişilik özelliklerini bütünlüklü olarak yansıtan bir niteliğe sahiptir. Cinsel eğitim insani ve ahlaki değerlere saygılı tutum ve davranışlar kazandırmayı amaçlar ve yaşam boyu devam eder. Cinsel eğitimin içeriği, sadece cinsel konulardan ibaret değildir. İyi bir cinsel eğitim, cinselliğin hem felsefi hem de olgusal yönlerini kapsayan eğitimdir.

Sağlıklı bir cinsel yaşam, sağlıklı bir kişilik demektir. İçinde yaşadığı toplumun cinsel kültür yapısını öğrenmek ve buna uygun davranmak görme özürlü çocuk için çok önemlidir.

Görme engelli çocuklar karşı cinsi tanıma konusunda gören çocuklara göre daha dezavantajlı durumdadırlar. Gören çocuklar, pilajlarda, televizyonlarda, dergilerde, cinemalarda görmek suretiyle karşı cinsin ne gibi fiziksel özellikler taşıdığını öğrenebilirler. Görme engelli çocuk ise böyle bir olanağa sahip değildir. Cinsellikle ilgili konularda kafasında yanlış benzetmelerle garip hayaller kurarak kendine özgü cinsel bir dünya yaratır.

 Gören çocuklar genellikle üç-dört yaşından itibaren görsel kanallarla insanları vücut özellikleriyle kıyaslamaya başlarlar. Görme özürlü çocuk önce kendi vücudunu keşfeder. Daha sonra kendi cinsinden oyun arkadışlarının vücutlarına dokunarak onların özelliklerini tanımaya çalışır.  Karşı cinsten bir kişinin vücuduna özel durumlar dışında dokunmak yadırganan bir davranış olduğundan görme özürlü çocukların karşı cinsi tanımaları daha zordur. Görme özürlü çocuklara doğru bir cinsel eğitim verilmesi konusunda ailelerin ve eğitimcilerin işbirliği içinde olmaları, ilk ve orta öğretim düzeyindeki çocukların yaşlarına uygun tarzda cinsel eğitim içerikli breyl ve sesli materyaller sağlamaları izlenmesi gereken yöntemlerin başında gelmektedir.

 

 

Yazan: Halil Köseler