BREYL YAZININ ÖNEMİ VE TARİHÇESİ

 

Diğer insanlar için yazı ne kadar önemliyse görme engelliler için de o kadar önemlidir. 1830 yılına kadar görme engelli insanlar kendilerinin okuyup yazabileceği bir yazı sistemine sahip değillerdi. Bu nedenle karanlık bir dünyada yaşıyorlardı. Yazılı bilgi kaynaklarından yararlanma olanakları yoktu. Eğitim alamıyorlardı. Kulak yoluyla sürdürülmeye çalışılan eğitim ise görme engellilerin çok sınırlı konularda ve sınırlı düzeylerde yetişmelerini sağlayabiliyordu.

Breyl yazının bulunuşu görme engellilerin dünyasında bir devrim yaratmıştır. Breyl yazıyı bulan kişinin adı Luise Braille olduğu için yazının ismi de buradan gelmektedir.

Louis Braille 4 Ocak 1809'da Fransa'da dünyaya geldi. Doğduğunda, görme engelli değildi. Ancak, üç yaşındayken, çocukluğun verdiği bir merakla bir gün tek başına babasının çalıştığı ayakkabı tamir atölyesine girdi, eline geçirdiği bir bıçakla derileri kesmeye başladı. Bu sırada elindeki bıçak kayarak sol gözüne saplandı. Bu olay üzerine, babası çocuğu hemen doktora götürmek yerine mahallede bir kadına götürdü. Bu kadının uyguladığı yanlış ilaç ve tedavi yüzünden, sol gözündeki iltihap iyileşmek yerine sağ gözüne de yayıldı. Bu durum, Louis Braille’in her iki gözünün kapanmasına yol açtı. Daha sonra babası Louis Braille’i  doktora götürdüyse de, doktor, gözlerinin yeniden görebilmesi için iş işten geçtiğini, yapılacak hiçbir şey kalmadığını söyledi.

Louis Braille okul çağına geldiğinde varlıklı bir kişi olan Valentin Hauy tarafından Dünyada ilk olarak Paris'te 1784’te açılmış olan körler okuluna gönderildi. Okulda görme engellilerin eğitimi sadece kulak yoluyla ve ezberleme yöntemiyle yapılıyordu. Valentin Hauy daha sonra, gören insanların kullandığı aynı yazıyı kabartma çizgiler haline getirerek görme engellilerin okuyabileceği kitaplar oluşturmayı denedi. Ancak sonuç başarılı olmadı. Çünkü, bu şekilde yazılan yazılar görme engelliler tarafından çok yavaş ve büyük bir güçlükle okunuyordu ve yazılan kitaplar oldukça fazla yer kaplıyordu.

 

Louis Braille öğrenciliği sırasında görme engelliler için özel bir yazı sistemi üzerinde çalışmaya başladı. İplerden, çivilerden, çubuklardan tahtalardın ve kurşunlardan yararlanarak çeşitli denemeler yaptı. Fransız ordusunda görevli bir subay, geceleri askerlerine düşmandan habersiz gizli emirler göndermek amacıyla bir yazı sistemi geliştirmişti. Gece Yazısı adını verdiği bu sistem kabartma çizgi ve noktalardan oluşuyordu. Çharles Barbier adlı subay bir gün Paris’teki Körler Okulunu da ziyaret ederek geliştirmiş olduğu bu yazıyı okul müdürüne gösterdi. Bu yazının görme engelliler tarafından da kullanılabileceğini düşünüyordu. Ancak okul müdürü yazıyı inceledikten sonra bu yazının uygun olmadığına karar verdi. Sistem çok sayıda noktalardan ve çizgilerden oluştuğu için çok karmaşıktı. Bu arada Louis Braille de Charles Barbier adlı subay tarafından geliştirilmiş olan yazıyı inceledi. O da bu yazının görme engelliler için uygun bir yazı olmadığını düşündü. Ancak, görmüş olduğu bu sistem oluşturmayı düşündüyü yazı için ona önemli bir ip ucu vermişti. En uygun yazı sisteminin nasıl olması gerektiği konusunda Louis Braille'in kafasında bazı somut fikirler belirmeye başladı. Görme engellilerin en kolay okuyabileceği bir yazının çizgilerden değil sadece noktalardan oluşması gerektiğine düşünmeye başladı. Bundan sonra sıra kullanılacak noktaların sayısı üzerinde en doğru kararı vermeye gelmişti. Louis Braille yaptığı sayısız denemeler ve uzun süren çalışmalar  sonunda 1830'da görme engellilerin şu anda kullanmakta olduğu 6 noktadan meydana gelen yazı sistemini buldu. Daha sonra 6 noktadan oluşan bu yazı sistemiyle alfabedeki harfleri oluşturdu.

 

Louis Braille bulduğu yazı sistemini, önceleri, gizli gizli okuldaki arkadaşlarına öğretmeye başladı. Kağıt üzerine noktalarla kabartılmış bu yazı arkadaşları tarafından çok beğenilmişti. Ancak öğretmenler ilk başlarda bu yazının okulda kullanılmasına karşı çıktılar. Yazının çok karmaşık olduğunu, görme engellileri diğer insanlardan farklı duruma sokacağını ileri süren öğretmenler tepki göstermişlerdi. Louis Braille bütün mücadelesine rağmen görme engelliler için icat etmiş olduğu yazının ölümünden once kendi okulunda Kabul edildiğini göremedi. Breyl yazının icadı sayesinde görme engellilerin önündeki engellerden önemli birisi ortadan kaldırılmış ve onlar için yeni ufuklar açılmıştı. Böylelikle, okul, kütüphane,  gazete, kitap gibi kavramlar görme engelliler için de somut ve işlevsel kavramlar haline gelmişti. Louis Braille'in görme engelliler için icat etmiş olduğu yazı sisteminin okullar tarafından kabul edilmesi kısa sürede mümkün olmadı. Örneğin; ancak 1854 yılında Fransa'da, 1860'da Amerika Birleşik Devletlerinde, 1868'de İngiltere'de breyl yazının okullarda kullanılması kabul edilebilmiştir.

 

Görme engellilerin okuyup yazabileceği bir yazı sistemi üzerinde Louis Braille'in dışında da araştırma ve inceleme yapan kişiler bulunuyordu. Bu nedenle bazı ülkelerde aynı anda değişik yazı sistemleri kullanılmaktaydı. O dönemde, görme engelliler için geliştirilen yirmi çeşit yazı sistemi vardı ve bunlar arasında büyük bir rekabet sürüyordu. Kabartma yazı sistemleri arasında süren bu rekabete o dönemde, "noktalar savaşı" adı verilmişti. Görme engelliler için Kabartma yazı sistemlerinin hangisinin kabul edilmesi gerektiği konusunda çok sayıda komiteler kuruldu, çok sayıda toplantılar yapıldı, makaleler yazıldı, bildiriler sunuldu, konuşmalar, tartışmalar yapıldı. Sonunda 1918'de bütün ülkeler arasında Louis Braille’in icadı olan Breyl yazı üzerinde ortak bir görüş birliğine varılarak diğer yazı sistemlerinden vaz geçilmesi konusunda ortak bir karar alındı. Böylece noktalar savaşı da sona ermiş oluyordu. Daha sonra 1932'de İngiltere ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yapılan bir anlaşma sonucu bu gün kullanılmakta olan İngilizce Breyl kısaltma sistemi kabul edildi. O tarihten bu güne kadar İngilizce kısaltma sisteminde hiç bir değişiklik yapılmamıştır.

 

Dünya da körlerle ilgili ilk matbaa 1868'de, ilk kütüphane 1882’de İngiltere'de kuruldu. İlk kurulan İngiltere Ulusal Körler Kütüphanesinde 50 adet Breyl kitap vardı. Şu anda ise bu kütüphanede 50.000 adet Breyl kitab bulunmaktadır. Günümüzde, çeşitli ülkelerde kurulan özel matbaalar ve kütüphaneler yoluyla görme engellilerin okuyabileceği on binlerce, yüz binlerce kitabın yazılması, çoğaltılması ve dağıtılması gerçekleşmektedir.

 

Görme engellilerle ilgili en büyük kitap koleksiyonuna sahip kütüphane ABD Kongre kütüphanesi bünyesinde bulunan Ulusal Körler Ve Fiziksel Engelliler Kütüphanesidir. Bu kütüphanede 250.000 çeşit breyl ve sesli kitap bulunuyor. Uluslararası düzeyde hizmet sunan Ulusal Körler Ve Fiziksel Engelliler Kütüphanesine ABD Kongresi tarafından aktarılan yıllık ödenek 30 trilyon Tl’dir. Nüfusu 5 milyon civarında olan danimarka’daki ulusal Körler Kütüphanesinde 135 personel çalışmakta ve kütüphane bünyesinde bir breyl matbaa ve 8 adet sesli kitap kayıt stüdyosu vardır. Bu yolla, 12.000 görme engellinün her türlü kitap ihtiyacı sesli veya breyl olarak karşılanmaktadır.

 

Görme engellilerle ilgili matbaacılık ve kütüphanecilik hizmetleri Türkiye’de oldukça gecikmiş ve ihmal edilmiştir. Bu ihmal günümüzde de devam etmektedir. Ülkemizde Avrupa ve Amerika’dakine benzer ulusal bir Breyl kütüphane yoktur. Oysa birçok ülkede on binlerce breyl kitabı bünyesinde bulunduran, sadece kendi ülkesindeki görme engellilerin değil, dünyanın her yerinde yaşayan görme engellilerin kitap ihtiyacına cevap vermek için onlara çcretsiz şekilde ödünç olarak gönderen ve tüm masrafları devlet tarafından karşılanan son derece gelişmiş ulusal ve uluslararası düzeyde kütüphaneler vardır. Ülkemizdeki en zengin kütüphanedeki breyl kitap sayısı ise 250 çeşiti geçmemektedir. Körler okullarındaki okul kütüphanelerinde öğrencilerin ders kitabı dışında okuyabileceği kitiplar yok denecek kadar azdır. Yüz yıldan fazla süreden beri mevcut olan Avrupadaki Amerika’daki kütüphalenelere benzer bir kütüphanenin devlet tarafından ülkemizde kurulması bu kadar zormudur Acaba?

 

Breyl yazının görme engelli bir kişiye günlük yaşamda sağlayacağı olanakların bazılarını şu şekilde sayabiliriz: Adres ve telefon numaralarının yazılması, mesajların yazılması, alış-verişe çıkarken alınacak şeylerin listesinin yazılması, bütün kasetlerin, CD’lerin, disketlerin, video kasetlerinin breyl yazıyla etiketlenmesi, aranan kitapların kolay bulunabilmesi için üzerlerinin yazılması, çıkıp ineceği katları bilmek için asansör düğmelerinin yazılması, bir binada dolaşırken hangi kata geldiğini anlamak için korkulukların üzerlerinin yazılması veya işaretlenmesi, ev hanımlarının aradığı tuzu, biberi ve diğer baharatları kolayca seçebilmesi için kutular veya kavanozların üzerlerinin yazılması, ipliklerin renklerinin kolayca bulunabilmesi için makaraların breyl olarak işaretlenmesi, konserve kutularının, ilaç kutularının üzerlerinin yazılması, fırın, çamaşır, bulaşık makinalarının kolay kullanılması için breyl yazıyla işaretlenmesi, fotoğrafların kimlere ait olduğunu bulabilmek için albüm sayfalarının üzerlerine breyl işaretler konulması, çek ve faturaların zarflara konularak üzerlerinin yazılması, oyun kartlarının ve diğer oyun araçlarının breyl olarak yazılması, avukatların müvekkilerine ait dosyaların üzerlerinin Breyl olarak etiketlenmesi sayılabilir.

Yapacağı bir konuşmayı yazılı olarak hazırlamak, bilimsel bir konu üzerinde kütüphanedeki yazılı breyl kaynaklardan araştırma yapmak, bir müzik aletinde çalacağı eserin notalarını Breyl kaynaklardan bulup ezberlemek breyl yazının ne kadar önemli olduğunu ve bu yazıyı bilenler için ne büyük mutluluk verici olay olduğunu gösteren olanaklardır. Dünyaca tanınan Amerikan Körler Federasyonu Başkanı Jernigan Breyl yazının önemini belirtmek için şu ifadeleri kullanıyor: “Breyl yazıyı okuyan görme engelli kişi  kendisini bir konser salonundaymış gibi hisseder. Kağıt üzerinde parmaklarına dokunan harfler ve sözcükler sanki bir orkestranın enstrümanları  gibidir.”

Dinlemek ile okumak birbirinden çok farklıdır. Okurken her  sözcüğü, her cümleyi üzerinde durarak değerlendirmek mümkünken, dinleme sırasında böyle bir şey mümkün değildir. Okurken bir konuyu kavramak, dinlerken kavramaktan daha kolaydır. Kasetlere, Cd’lere kaydedilmiş kitapları dinlemek, yazıyı bilmeyenler için veya aranan materyallerin yazılı olarak bulunamadığı durumlarda bir zorunluluk olarak kabul edilmelidir. Sesli kitaplar, birinci derecede tercih edilen bir öğrenme  ve bilgi alma yöntemi değildir.  Eğer sesli materyaller yazılı materyallerden daha üstün olmuş olsaydı, gören insanlar da okullarda, kütüphanelerde ve evlerde sesli kaynakları tercih ederlerdi.

Ülkemizde Breyl yazıya hak ettiği önem verilmemektedir. Körler okullarındaki ve özel kütüphanelerdeki kitap sayılarının azlığı, Breyl kitap üretimi için kurulan matbaacılık sistemindeki yanlışlıklar ve yetersizlikler bunun en büyük kanıtıdır.

 

Görme engelliler arasında breyl yazıyı bilenlerin ve bildiği halde kullananların sayısı gün geçtikçe azalmaktadır. Diğer insanların yazılı kaynaklardan vaz geçmesi söz konusu olmadığına göre, görme engellilerin Breyl yazıdan uzaklaşmalarını normal bir gelişme olarak değerlendirmek mümkün değildir. Körlerle ilgili dernek ve federasyonların, kurum ve kuruluşların bu olumsuz gidişe son verme konusunda bir an önce faaliyete geçmeleri ve Breyl yazıya hak ettiği önemi vermeleri acil bir zorunluluktur. Okuma yazma bilmeyen gören insanların da kulağı vardır. İsterse onlar da kaset, cd gibi sesli kaynaklardan yararlanarak bilgi edinebilirler. Hiç kimse okur yazar olmayan gören insanlara okuma yazma öğrenmene gerek yok, sesli kaynaklardan yararlan demiyor. Tam tersine bu gibi kişiler için ülke çapında sürekli kurslar düzenleniyor.

 

Ülkemizde önümüzdeki yıl breyl yazı yılı ilan edilmeli, breyl yazı öğrenme ve kullanma kampanyası başlatılmalıdır.

 

 

 

 

Yazan: Halil Köseler

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile