BİR KENTİN DAYANILMAZ ÇARPIKLIĞI

 

Her zaman olduğu gibi bu sabah yine erkenden uyanmıştım. İçimde yeni bir güne başlamanın sevinci vardı. Her yeni gün yeni bir başlangıçtır diye kendi kendime moral vermeye çalıştım. Evden çıkmak üzere hazırlandım.. Cep telefonumu, bastonumu, çantamı da alarak ayakkabılarımı giydim. Yeni bir günün yaşam mücadelesine başlarken mutluydum.

 

Evden çıktım. Apartman sessizdi. Merdivenlerden inerken kendi ayak seslerimi duyuyordum. Dış kapıdan çıkarak sokağa doğru ilerlemeye başladım. Kendi kendime engelsiz bir yaşam dileğinde bulundum. Bugün hayata hep gülümsemek istiyordum.

Tam apartman girişine gelmiştim ki,  önümü boydan boya kaplamış bir otomobil kesti. Hem de öyle ortalamışki ne sağından ne de solundan geçiş var. Diğer otomobiller yan yana dizilerek adeta yol vermemek için anlaşmışlar sanki. Bastonumla sağı solu yoklayarak bir geçiş yolu bulmaya çalıştım. Nihayet geçebileceğim küçük bir aralık buldum. Yanımdan geçen vatandaşlardan birine apartman girişini kapatan otomobilin plakasını sordum. Dur bakayım diyerek plakayı söyledi. Biraz ilerledikten sonra bir kenarda durdum ve trafik denetleme birimini aradım. Telefona çıkan kişiye, bir otomobilin uygunsuz şekilde apartman girişine park ettiğini söyledim. Görme engelli olduğumu, beni engellediğini, bundan şikâyetçi olduğumu belirttim. telefondaki görevli Kaldırımın üzerine mi park etmiş yoksa kaldırımın kenarına mı diye sordu. Ben de kaldırımın kenarına park etmiş, ama apartman girişini kapatmış dedim. Siz Türkiye gerçeklerini bilmiyormusunuz? Otomobiller böyle yol kenarlarına park ediyorlar ona yapacak bir şey yok dedi. Yani bu sorunu çözebilecek bir formül yok mu dedim. Maalesef yok. Siz Türkiye gerçeklerini bilmiyormusunuz diye aynı sözleri tekrarladı. Gören de sanki kaldırımlara park eden otomobiller için etkin tedbirler alınıyor  zannedecek. Nerede o günler. Kaldırımlardaki otomobillere bir şey yapamayan sistem yol kenarına park edenllere ne yapabilir ki diye düşündüm. Çaresizlik ve isyan duygusuyla telefonu kapatıp yoluma devam ettim.

 

Caddeden karşıya geçip kaldırıma çıktım. Birkaç adım atmıştım ki, ayakta duran bir adama çarptım. Pardon kusura bakmayın dedim. Hayır siz kusura bakmayın ben burada piyango bileti satıyorum. Tezgâhım var dedi. Ses çıkarmadan yürüdüm. Bu sefer de ayağım bir mantar taşına takıldı. Az kalsın yere kapaklanıyordum. Bu mantar taşı olayına da bir türlü aklım ermiyor. Bu taşları yetkililerin acizliğini yansıtan bir sembol olarak görüyorum.  Otomobillerin kaldırımlara park etmesini yasal yetkileriyle önlemeyi beceremeyenler taştan engeller koyarak çare bulduklarını zannediyorlar. Oysa Yasal düzenlemeler, yaptırımlar var bunları doğru dürüst uygulamak varken bunu beceremiyoruz gücümüz yetmiyor. O zaman işi mantar taşlarına havale edelim demiş oluyorlar. Hep kolaycı yollara sapılıyor nedense. Haydi mantar taşını koydunuz diyelim. Taşın şekli adeta insanlar takılıp düşsün diye yapılmış bir tuzak gibi. Ayakkabının burnu taşın altına giriyor ve dengenizi bozuyor. Geçen gün bana engelli olmayan bir kişi de o taşlardan birine takılarak düşüp omuz kemiğini kırdığını anlattı. Bir görme engelli için bu mantar taşları hem ciddi bir engel, hem de ciddi bir tehlike oluşturuyor.. ama kimin umurunda. Kime dert anlatabilirsin. Eğilip ayakkabıma baktım, mantar taşına takıldığı için üzeri fena halde çizilmişti. Üzüldüm, sinirlendim, isyan ettim. Ayakkabıyı daha dün yeni almıştım. Bu mantar taşları yüzünden yeni aldığım bir ayakkabıyı çizilmeden birgün bile giymek bir türlü nasip olmuyor. Birkaç adım atmıştım ki, işte bir ağaç çukuru. Ağaç diplerine açılan bu çukurlardan da söz etmek istiyorum. Yağmur yağıp bu çukurlara su biriktiğinde yürürken ayağım bu çukurlara giriyor, ayakkabı, çorap, pantolon çamur içinde kalıyor.

 

Ziyaret ettiğim bazı yabancı ülkelerde bu ağaç çukurlarının üzerine ızgara konularak kapatıldığını gördüm. Böylece görme engelli bir kişi yürürken ayağı bu çukurlara girmiyor. Ayrıca bu çukurların açık olması nedeniyle bazı vatandaşlar tarafından bir çöplük gibi kullanıldığını da hatırlatmak isterim. Hatta bu yüzden kimi ağaçların kurumasına yol açıldığı da bir gerçektir. Her neyse  yürüyelim bakalım, başımıza daha neler gelecek?. Elli yüz metre yürümüştüm ki, yanıma bir adam yaklaştı. Hafız nereye gidiyorsun? Gidiyorum bir yerlere diye soruyu geçiştirmeye çalıştım. Çünkü görme engelli bir kişi olmasaydım nereye gidiyorsunuz bey efendi diyecekti. Hafız kelimesini gerçek anlamıyla değil engelliliği ifade eden anlamda kullanıyor. Bu da eskiden kalma yanlış bir alışkanlık. Bak bu kaldırımlar çok bozuk. Otomobiller var, direkler var, çukurlar var. Mantar taşları var. Senin için tehlikeli. Sen neden dışarı çıkıyorsun. Evde otursan daha iyi olmaz mı dedi. Soruya nasıl cevap verilir bilmem. Peki sen neden dışarı çıktın diye sordum. Ben elektrik parası, su parası yatıracağım. Doğal gaz alacağım, alış veriş yapacağım dedi. Peki Benim de aynı şeylere ihtiyacım yok mu? ben de elektrik parası yatıracaksam, doğal gaz alacaksam, alış veriş yapacaksam dışarı çıkmam gerekmiyor mu? Neden bu kaldırımları düzeltmeyenlere bir şey demiyorsun da bana evde oturmamı tavsiye ediyorsun dedim. Tepki gösterdiğimi görünce, ben size şaka yaptım, iyi günler diyerek yanımdan uzaklaştı. Görüyorsunuz işte herkes işin kolayına kaçıyor.

Şöyle uzun süre hiçbir engele takılmadan rahatça yürümek istiyordum. Ama bir türlü mümkün olmuyordu. Buna hakkım yok mu diye söylenerek yürüyorum, daha doğrusu yürümeye çalışıyorum. Kaldırımlar öylesine bozuk, öylesine engellerle dolu ki, yürümek bir işkenceye dönüşüyor. Kimi yeri tümsek, kimi yeri çukur, bazı yerler çökmüş, bazı yerlerde taşlar oynuyor. Otomobiller, reklam panoları, esnafların koyduğu tabelalar, seyyar satıcılar, dilenciler, yanlış olan ne ararsan kaldırımda hepsi mevcut.

Bir de tekerlekli sandalye kullanan engellilerin halini düşündüm. Böylesine bozuk kaldırımlarda bir yerden bir yere gitmek onlar için ne kadar zordur kim bilir.

Kaldırım zeminlerinin tekerlekli sandalye veya koltuk değneği kullanan engellilerin durumuna uygun şekilde yapılması,, kaldırım genişliğinin metrekare başına düşen insan sayısına göre ayarlanması çok mu zor? Kaldırımların uygun yerlerine dik olmayan rampalar yapmak, her Kaldırımın yüksekliğini 10 santimetreyi geçmeyecek biçimde tasarlamak, binalarda, Parklarda, tüm kentsel yaşam alanlarında engellilerin durumuna uygun düzenlemeleri gerçekleştirmek çok mu zor?,

il ve ilçe belediyeleri ile kurum ve kuruluşlar arasında kentsel altyapıyla ilgili konularda hiçbir koordinasyon bulunmayışı da bir başka acı gerçek.

 

Sayın yetkililere seslenmek istiyorum: Bilmiyorsanız lütfen bilenlere kulak verin. başaramıyorsanız lütfen başaranlara fırsat verin.

2005 yılında çıkarılan özürlüler yasasıyla; yolların, kaldırımların, binaların, ulaşım hizmetlerinin, bütün kentsel yaşam alanlarının engellilerin durumuna uygun hale getirilmesi için kişi, kurum ve kuruluşlara 7 yıllık bir süre tanındığını biliyorsunuz. İşte yedi yıl dolmak üzere. Her kentte göstermelik bir iki örnek düzenleme dışında ciddi bir gelişme sağlanabildi mi? Maalesef hayır.. Hatırlarsanız 1997 yılında da aynı düzenlemeleri içeren bir yasa çıkarılmıştı. O süreyi de eklersek toplam ondört yıldır aynı içerikte çıkarılan yasa ve yönetmeliklerle işler düzelecek diye avunup duruyoruz. Kâğıt üzerinde kalan yasalar değil gereğini yapma sorumluluğunu ve kararlılığını taşıyan yöneticiler istiyoruz.

 Bilinçli hiçbir engelli, engelliler için örnek bir park istemez. Bütün parkların engellilerin yararlanabileceği hale getirilmesini ister. Bilinçli hiçbir engelli birkaç örnek sokak, birkaç örnek kaldırım istemez. Bütün sokakların, bütün kaldırımların, bütün binaların engellilerin durumuna uygun hale getirilmesini ister.

Her neyse çok fazla teoriye daldık. Yürümeye devam edelim bakalım.

Elimde baston gayet dikkatli kullanarak yürüyordum ki, kafam hızla bir ağaca çarptı. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Bastonu sağa sola salladım önümde bir şey yoktu. Çarpmış olduğum ağacı aradım. Nihayet ağacın gövdesini buldum. Elimi yukarı kaldırdığımda ağacın kafamın hizasına kadar eğilmiş olduğunu gördüm. Kafam ağaç eğik olduğu için çarpmıştı. Bu tür durumlarda baston kullanmanın hiç bir faydası olmuyor, eğik ağaçlara kafayı çarpmak kaçınılmaz oluyor. Belediyeler bu tür ağaçları ya söküp yer değiştirerek, yada keserek çözüm bulamazlar mı diye düşündüm kendi kendime. Alnıma elimi götürüp dokundum,. ıslaktı, kanıyordu. Cebimden bir peçete çıkararak üzerine bastırdım. Bir süre tutup bekledikten sonra  yürümeye devam ettim. En fazla yüz metre kadar yürümüştüm ki, önüme kaldırımı boydan boya kaplamış kocaman dev gibi bir kamyon çıktı. Yayalar için yapılmış bir kaldırıma bir kamyon çıkmışsa o kaldırımdan ne hayır gelir siz düşünün. Tabiiki Zemini çöker, taşlar yerinden oynar. Kaldırım kaldırım olmaktan çıkar. Park eden kamyon yüzünden kaldırımda geçebileceğim küçük bir boşluk bile yoktu. Yola insem, otomobiller vızır vızır geçiyordu. Şu kamyonun plakasını alıp emniyete şikayet etsem bir faydası olur mu diye düşündüm. Sonra vazgeçtim. Çünkü bugüne kadar bildirdiğim plakaların sayısını ben de unuttum. Değişen hiçbir şey olmuyor, olmuyor. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, kurallara uymama konusunda da, uyulmasını sağlayamama konusunda da belki dünya şampiyonu olmuşuzdur. Tek tek sorulduğunda herkes kurallara uyulmamasından şikâyetçi ama hemen hemen hiç kimse uymuyor.

Kaldırımın sağ kenarını takip ederek yürümeğe devam ettim. Az sonra esnafın kaldırım üzerine koyduğu bir tabelaya çarptım. Tabela çarpmamın etkisiyle tangır tungur yere yuvarlandı. Aldırmadan yoluma devam ettim. Bu sefer de göğsümün tam ortasına güm diye sert bir cisim çarptı. Sarsılıp durdum. Çarptığım şeyi merak ettim Elimle incelediğimde bunun bir motorsiklet olduğunu anladım. Bana meydan okur gibi karşımda duruyor, kaldırımı işgal etmenin keyfini çıkarıyordu. Çok sinirlendim. Bir motorsikletle bile başa çıkamıyoruz. Bu nasıl iştir? Bu nasıl ülkedir. Kaldırımların hiç mi sahibi yok diye kendi kendime konuşuyordum. Bu motor kime ait diye bağırarak seslendim. Bir adam bize ait, buyurun diyerek geldi. Arkadaş bu motorunu yanlış yere koyuyorsun. Ben seni kaç defa emniyete şikâyet ettim. Hâlâ neden motoru buraya koyuyorsun? Polis sana ceza yazmıyor mu dedim. Koyacak başka bir yer yok dedi. Sana ceza yazmıyorlar mı diye sordum tekrar. Polisle anlaştık. Durumumu anlattım, ceza yazmıyorlar dedi. Yalanmı doğrumu bilmiyorum. Belki de yalan söylüyordur.

Telefona sarılıp trafik denetim görevlisine yaşadığım olayı anlattım. Kaldırımda yolumun üzerine sürekli bir motorsikletin park ettiğini, her gün gelip geçerken ona çarptığımı, konuyu beş kez kendilerine ilettiğimi, hiçbir şeyin değişmediğini söyledim. Biz ekip gönderiyoruz ceza yazıyorlar. Her otomobilin, motorsikletin başına bir polis mi koyacağız. Başka ne yapabiliriz dedi karşımdaki ses. Motorsiklet sahibi biz polisle anlaştık, bana ceza yazmıyor diyor dedim.

Olur mu öyle şey polis öyle şey yaparmı, polisle nasıl anlaşırmış diye çıkıştı. Ben söylemiyorum, motorsiklet sahibi söylüyor dedim. Biz gereğini yapıyoruz diye aynı sözleri tekrarladı. Kaldırımı işgal eden bir motorsikletin kaldırılması devlet sorunu  haline geldi. Bir türlü çözülemiyor diye söylenerek telefonu kapattım. Elbette vatandaşın da duyarlı olması gerekir. Ama duyarlı olmuyor diye de elimizi kolumuzu bağlayıp oturamayız.

Karşıya geçmem gereken bir noktaya gelmiştim. Buradan kendi başıma geçmem tehlikeliydi. Birinin yardımına ihtiyacım vardı. Yanımdan geçmekte olan birine seslenerek birlikte karşıya geçebilirmiyiz dedim. Geç geç diye uzaktan seslendi. En sinirlendiğim şeylerden biri de bu işte. Kendi başıma geçebilsem sana neden söyleyeyim. Bu çelişkiyi de bir türlü anlayamıyorum. Bazen hiç yardıma ihtiyacım olmadığı halde biri koluma yapışır illa da yardım etmeye çalışır. Tam yardıma ihtiyacım olmuşken bu sefer de uzaktan kumandayla geç geç diye bağırırlar. Kendi başıma geçemediğimi gören biri kolumdan tuttu. Karşıya geçmek için tam kaldırımdan ayağımı atmıştım ki, bastığım yerde ayağım  dönerek burkuldu ve inanılmaz bir acı hissettim. Yine şu Allahın belası kaldırım kenarlarındaki su oluğunun kenarına basmışım. Bereket versin fazla bir şey olmadı. Çektiğim acıyı önemsemeden karşıya geçtim. Görme engelliler için en büyük tehlike noktalarından biri de bu kaldırım diplerindeki su olukları. Bu olukların kenarı dik açılı eşik şeklinde değil de hafif eğimli rampa şeklinde  yapılsa sorun çözülecek. Ama kimin umurunda.  Bundan iki yıl kadar önce böyle bir su oluğuna basarak, ayağım kırılmıştı. İki ay yatağa bağlı kaldım. Evden dışarı çıkamadım. Bugün de aynı şey olacak diye çok korktum. Görme engelli birçok arkadaşın da bu yüzden benzer kazalarla karşılaştığını yakından biliyorum.

Şu anda metro biniş platformunda Trenin gelmesini bekliyorum. Burada yine tekerlekli sandalye kullanan engelliler geldi aklıma. Metro istasyonları yapılırken maalesef  bu vatandaşlarımız hiç dikkate alınmamış. Tekerlekli sandalye kullanan engelliler metro istasyonlarından hiç yararlanamıyor. Ben bunu büyük bir haksızlık olarak görüyorum.

Tirenin gelmesine bir dakika kaldığını öğrendim. Bazen tren kapılarının açılıp kapanması arasındaki süre beş altı saniyeyi geçmiyor. Eğer kapının karşısına yakın durmamışsam ve yardımcı olacak bir yolcu da yoksa kapıyı bulana kadar tren hareket ediyor ve ben treni kaçırabiliyorum. Bu durum bir iki defa başıma geldi. Aslında yaşlının, engellinin, hastanın kapıyı bulma, kapıya yaklaşma zamanı dikkate alınarak yeterli bir süre trenin beklemesi gerekiyor. Bunu bilmek, anlamak o kadar zor mu? Neyse tesadüfen bu sefer kapının tam karşısına gelmişim. Kapı açılınca içeri girdim.  Bu sırada hatırlamak istemediğim eski bir anı canlandı kafamda..

Metro istasyonu biniş platformlarında görenler için yapılmış emniyet şeritleri hissedilebilecek düzeyde kabartma zemin özelliğine sahip değil. Böyle olduğu için bir görme engelli ayakla veya bastonla fark edemiyor. Yıllardan beri bundan şikâyetçi olduğumuz halde yetkililer tarafından bir türlü düzeltilmiyor. Bizzat yakından tanıdığım 8-10 görme engelli vatandaş bu eksiklik yüzünden Ankara’da tren raylarına düşerek sakatlanıp yaralandı. Bu bile yetkililerin söylenen düzenlemeleri yapmasına yetmedi.

Tren ineceğim durağa gelince inip merdivenleri buldum. İstasyondan çıktım. Gideceğim yere doğru yürüyerek yolculuğuma devam ettim. Sonra neler oldu diyeceksiniz. Başıma gelenlerin hepsini anlatacak olsam inanın bir roman olur.

Engelli olmayan bir kişi bu yazıyı ilk okuduğunda nasıl bir duyguya sahip olur merak ediyorum. Acaba benim halime mi acır yoksa tüm engellilerin yaşadığı bu sorunları çözmeyen, çözemeyen duyarsız yöneticilere mi tepki duyar. Bütün bunlar aslında kesinlikle çözümü zor sorunlar değil. Yeter ki önce rant değil önce insan diyen ve bunun gereğini yapan duyarlı, sorumlu bir yönetim anlayış olsun.

Daha bilinçli bir toplum, daha yaşanabilir bir çevre dileğiyle.

 

 

 

 

Yazan: Halil Köseler - 30.01.2012