Edatlar

Prepositions (Edatlar)

 

Yazan: Halil Köseler

İngilizce Öğretmeni

(Şimdi edatlardan (at, on, in) kelimelerinin kullanıldığı yerlere dikkat edin.)

They arrived at 5 o'clock: Saat beşte vardılar.

* They arrived on Friday: Cuma Günü Vardılar.

* They arrived in October: Ekim’de vardılar.

They arrived in 2007: 2007’de vardılar.

(At) kelimesini edat olarak günün saat ve vakitlerinde kullanabiliriz.)

at 5 o'clock, at midnight, at lunchtime, at sunset etc.

(Tarih ve günlerde (on) kullanılır.)

on  Msunday, on 29 October 1923, on Christmas Day, on my birthday.

(Aylar, yıllar, mevsimler gibi daha uzu süreler için (in) kullanılır.)

in October, in 2007, in the 20th century, in the past, in the winter, in the 1990s, in the Middle Ages, in the future

(Aşağıdaki ifadelerde (at) kullanılır.)

At night, at the weekend, at weekends, at the moment, at the same time, at present.

(Sabah, öğle, akşam kelimeleri tek başına olursa, (in) Çarşamba sabahı, Perşembe akşamı şeklinde olduğu zaman (on) kullanılır.)

In the morning, in the afternoon, in the evening.

On Wednesday morning, on Thursday afternoon, on Friday evening.

(Last, next, this, every) kelimelerinden önce (on, at, in) kullanılmaz.)

I’ll see you next Saturday.

They got married last April.

(Gelecek veya bir süre sonra yapılacak eylemler için (in) kullanılır.)

In a few minutes, in a moment, in a week, in two weeks, in six months’ time.

The plane will be leaving in a few minutes.

He’ll be back in a week.

She’ll be here in a moment.

They are getting married in six months’ time.

(At, in, on) edatları yer bildiren durumlarda şu şekilde kullanılmaktadır.)

in a room, in a building, in a box, in a garden, in a town, in a city, in a country, in the river, in the sea, in the pool,  in a line, in a row, in a queue, in a street, in a photograph, in a picture, in a mirror, in the sky, in the world, in a book, in a newspaper, in a magazine, in a letter.

There was no one in the room: Odada hiç kimse yoktu.

What have you got in your hand?: Elinizde ne var.

When we were in england we spent a few days in London: Biz ingiltere’deyken Londra’da birkaç gün geçirdik.

They are swimming in the pool: Onlar havuzda yüzüyorlar.

When I go to the cinema, I prefer to sit in the front row: Sinemaya gittiğim zaman ön sırada oturmayı tercih ederim.

Who is the girl in that photograph?: O fotoğraftaki kız kim?

It was a lovely day. There wasn't a cloud in the sky: Güzel bir gündü. Gökyüzünde bulut yoktu.

He isn’t up yet. He is still in bed: O henüz ayakta değil. Hâlâ yatakta.

Don’t go out in the rain. Wait until it stops: Yağmurda dışarı çıkmayın: Durana kadar bekleyin.

Did you pay the bill by cheque or in cash: Hesabı çekle mi yoksa nakit mi ödediniz?

I paid the bill in cash: Hesabı nakit olarak ödedim.

Have you ever been in love with anybody: Her hangi bir kimseye hiç aşık oldunuz mu?

In my opinion, the film wasn’t very good: Benim fikrime göre film çok güzel değildi.

(Şimdi (at) kelimesinin kullanıldığı yerlere dikkat edin.)

at the bus stop, at the door, at the window, at the top of the page, at the bottom of the page, at the end of the street at the traffic lights, at reception, at home, at work, at school, at university, at college, at sea, at the age of, at a speed of, at a temperature of.

He left school at the age of fifteen: Okulu onbeş yaşında bıraktı.

He is waiting at the bus stop: O otobüs durağında bekliyor.

Turn right at the traffic lights: Trafik ışıklarında sağa dönün.

Write your name at the top of the page: Sayfanın üstüne isminizi yazın.

Her house is at the end of the street: Onun evi sokağın sonunda.

Pleas leave your key at reception: Lütfen anahtarınızı resepsiyona bırakın.

I’ll be at work until five o’clock: Saat beşe kadar işte olacağım.

Erol is studying law at university: Erol üniversitede hukuk çalışıyor.

It was a long voyage. We were at sea for two weeks: Uzun bir gemi yolculuğuydu. İki haftedır denizdeydik.

Were there many people at the meeting?: Toplantıda çok insan varmıydı?

I saw him at a concert: Onu bir konserde gördüm.

I am sory for shouting at you yesterday: Dün size bağırdığım için özür dilerim.

(Şimdi edat olarak (on) kelimesinin kullanıldığı yerlere dikkat edin.)

on the ceiling, on the wall, on the door, on the table, on her nose, on the floor, on a page, on your shirt, on the notice board,  on the left, on the right,on the ground floor, on the first floor, on the second floor, on a map, on the menu, on a list, on a farm, on holiday, on business, on a trip, on a tour,on a cruise.

He is on holiday in Antalya: O antalya’da tatilde.

One day I'd like to go on a world tour: Bir gün dünya turuna çıkmak istiyorum.

I didn't watch the news on television, but I heard it on the radio: Haberleri televizyonda seyretmedim, fakat radyoda duydum.

The railway workers are on strike: Demir yolu işçileri grevde.

I’ve put on a lot of weight. I’ll have to go on a diet: Çok kilo aldım. Rejime girmem gerekecek.

Look! That car is on fire: Bakın! Araba yanıyor.

Sometimes I have problems at work but on the whole I enjoy my job: Bazen işte sorunlar oluyor fakat genelde işimden hoşlanıyorum.

Sory, I didn’t do it on purpose: Özür dilerim, onu kasten yapmadım.

There is a picture on the wall: Duvarda bir resim var.

There is a stain on your shirt: Gömleğinizde bir leke var.

You’ll find the details of the new on page five of the newspaper: Haberin ayrıntılarını gazetenin beşinci sayfasında bulacaksınız.

Our flat is on the second floor of the building: Bizim daire binanın ikinci katında.

Don’t buy anything that’s not on the list: Listede olmayan hiçbir şeyi satın almayın.

Have you ever worked on the farm?: Hiç çiftlikte çalıştınız mı?

London is on the river Thames: Londra Tayms nehrindedir.

We stopped at a small village on the way to Adıyaman: adıyaman yolunda küçük bir köyde durduk.

Did you come here by car or on food?: Buraya arabayla mı yoksa yürüyerek mi geldiniz?

(Otobüs, tren, uçak, gemi gibi taşıtlarda genellikle (On,) taksi, araba gibi taşıtlarda ise (in) kullanılır.)

The bus was very full. There were too many people on it: Otobüs çok doluydu. Onda çok fazla insan vardı.

He arrived in a taxi: O taksiyle vardı.

They didn't come in their car. They came in a taxi Buraya arabalarında gelmediler. Takside geldiler.

Suna passed me on her bicycle: Sune bisikletinde beni geçti.

(at, in, on) edatlarından sonra gelen nesneler aynı olduğu halde olayın durumuna göre kullanılan edatlar farklı olmaktadır. Aşağıdaki örneklere dikkat edin.)

There were a lot of people in the shop: Dükkânda çok insan vardı.

Go along this road, then turn right at the shop: Yol boyunca gidin sonra dükkânda sağa dönün.

There is some water in the bottle: Şişede biraz su var.

There is a label on the bottle: Şişede bir etiket var.

There is somebody at the door: Kapıda birisi var.

There is a notice on the door: Kapıda bir not var.

It was a long voyage. We were at sea for two weeks: Uzun bir gemi yolculuğuydu. İki haftadır denizdeydik.

I love swimming in the sea.

(köşe anlamına gelen ‘corner) kelimesinden önce duruma göre farklı edatlar kullanılmaktadır. Odanın köşesi derken (in the corner of a room) sokağın köşesi derken (at the corner, on the corner of the street( şeklinde söylenmektedir.)

The computer is in the corner of the room: Bilgisayar odanın köşesinde.

There is a public telephone at/on the corner of the street: caddenin köşesinde bir genel telefon var.

(Ön, arka anlamına gelen (front, back) kelimelerinden önce duruma göre (at) veya (in) edatları kullanılır.)

I was sitting in the back of the car when we crashed: Çarptığımız zaman ben arabanın arka arkasında oturuyordum.

The garden is at the back of the house: Bahçe evin arkasında.

Let’s sit at the front of the cinema: Sinemanın önünde oturalım.

Let’s sit in the front row: Ön sırada oturalım.

I was standing at the back, so I couldn't see very well: Arkada oturuyordum, bu nedenle iyi göremedim.

Write your name on the back of this envelope: Bu zarfın arkasına isminizi yazın.

(Zamanında anlamına gelen (On time) ve (in time) bir birine çok yakın ifadelerdir. (on time) dakik olarak daha kesin bir zamanı belirtir.. (in time) beklenen süreye yakın bir zamanı belirtir.)

(The 11 o’clock train left on time: Saat onbir treni zamanında hareket etti.

I’ll meet you just at seven. But Please be on time. Don’t be late. Be there at seven: Sizi tam saat yedide karşılayacağım. Fakat lütfen zamanında olun. Geç kalmayın. Saat yedide orada olun.

Will you be home for dinnner in time?: Akşam yemeği için zamanında evde olurmusunuz?

(Burada akşam yemeğine yakın bir vakitte evde olunması isteniyor. Dakikası dakikasına kesin bir saat verilmiyor.

I must hurry. I want to get home in time to see the football match on television: Acele etmeliyim. Televizyondaki futbol maçını seyretmek için zamanında eve varmak istiyorum.

We got to the station just in time to catch the train: Trene yetişmek için tam zamanında istasyona vardık.

(Sonunda anlamına gelen (at the end) ve (in the end) edatları da bir birine çok yakın anlam içerirler.)

(at the end) bir şeyin sona erdiği zamanı ifade eder.)

at the end of the month, at the end of January, at the end of the match, at the end of the film, at the end of the course, at the end of the concert

At the end of the concert, there was great applause: Konserin sonunda büyük bir alkış vardı.

All the players shook hands at the end of the match: Maçın sonunda bütün oyuncular el sıkıştılar.

(In the end) bir olayın en son sonuçlarını ifade eder.)

He got more and more angry. In the end he just walked out of the room O daha daha öfkelendi. Sonunda sadece odadan yürüyüp çıktı.

Canan couldn't decide where to go for her holidays. She didn't go anywhere in the end: Canan tatilde nereye gideceğine karar veremedi. Sonunda hiçbir yere gitmedi.

At first we didn't like each other very much, but in the end we became good friends: İlk başta bir birimizi çok fazla beğenmedik. Fakat sonunda iyi arkadaş olduk.

(Out of, into)

She got out of the car and went into a shop: O arabadan çıktı dükkâna girdi.

A bird flew into the kitchen through the window: Bir kuş pencereden uçarak mutfağa girdi.

Don’t wait outside. Come into the house: Dışarıda beklemeyin. Eve girin.

(Nasıl seyahat ettiğimizi belirtmek için edat olarak (by) kullanılır.)

by car, by train, by plane, by boat, by ship, by bus, by bicycle, by road, by rail, by air, by sea,by underground.

I usually go to work by car: Ben genellikle işe arabayla giderim.

Do you prefer to travel by air or by train?: Siz uçakla mı yoksa trenle mi seyahat etmeyi tercih edersiniz?

(Edat olarak kullanılan By) kelimesi kullanıldığı yerlere göre farklı anlamlar taşımaktadır.)

Come and sit by me: Gelin ve yanıma oturun.

Where is the light switch? By the door: Işık düğmesi nerede? Kapının yanında.

Who is that man standing by the windo?: Pencerenin yanında duran adam kim?

We met by chance; Biz tesadüfen karşılaştık.

Her salary has increased by ten fifty dollars a year: Onun maaşı yılda elli dolar artmaktadır.

(Aşağıdaki kelimelerden sonra edat olarak (of) getirilir.)

Afraid, frightened,terrified, scared, fond, proud, ashamed, jealous, envious, suspicious, critical, tolerant, aware, conscious, capable, incapable, full, short, typical, tired, certain, sure.

Are you afraid of dogs?; Köpeklerden korkarmısınız?

Yes, I terrified of them: Evet, onlardan ödüm patlar.

She is always so jealous of other people: O her zaman diğer insanları çok kıskanır.

He didn't trust me. He was suspicious of my intentions: O bana güvenmedi. Benim niyetlerimden şüpheliydi.

I wasn’t aware of that: Onun farkında değildim.

I'm sure you are capable of passing the examination: Sizin sınavı geçecek kapasitede olduğunuzdan eminim.

His article is full of mistakes: Onun makalesi yanlışlarla dolu.

I'm a bit short of money. Can you lend me some?: Bir miktar para sıkıntım var. Biraz ödünç verebilirmisiniz.

He's late again. It's typical of him to keep everybody waiting: O yine geç kaldı. Herkesi bekletmek onun tipik bir özelliğidir.

Come on, let’s go. I’m tired of waiting: Haydi, gidelim. Beklemekten bıktım.

(certain) ve (sure) kelimelerinden sonra (of) veya (about) kullanılabilir. Her ikisi de oalbilir.

I’m not sure of that. I’m not sure about that: Ondan emin değilim.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile