Geniş Zaman

SIMPLE PRESENT TENSE (Geniş Zaman)

Yazan: Halil Köseler

İngilizce Öğretmeni

 

(Çeşitli alışkanlıkları ve tekrar edilen eylemleri, bilinen genel doğruları ifade etmek için kullanılır. (Simple Present tense) cümlelerin anlamı gelir, gider, alır, verir şeklinde olabileceği gibi; geliyor, gidiyor, alıyor, veriyor şeklinde de olabilir. O nedenle cümlelerin anlamlarında katı bur kural yoktur. (tense’in) özellikleri şunlardır:

Fiiller her zaman birinci haliyle kullanılır. (Go, come, read, write) gibi. Ancak, o anlamına gelen (he, she, it) kelimelerinden sonra; yani, üçüncü tekil şahis öznelerden sonra düz cümlelerde fiiller (s) takısı alırlar. (Go, teach, do) gibi fiillerde bu takı (es) olarak kullanılır. Soru cümlelerinde üçüncü tekil şahıs öznelerden önce (does,) diğer öznelerden önce (do) getirilir. Olumsuz cümlelerde ise üçüncü tekil şahıslarda (does not) veya (doesn’t, diğer öznelerde (do not) veya (don’t) kullanılır.

 

(Şimdi de cümle örneklerine geçelim.)

I like music.

You like music.

We like music.

They like music.

He likes music.

She likes music.

It likes music.

(Önce (s) takısı almayan fillerin hangi tür cümlelerde kullanıldığını öğrenelim.)

I live in Ankara: Ben Ankara’da yaşıyorum.

You live in İstanbul: Siz İstanbul’da yaşıyorsunuz.

They live in London: Onlar Londra’da yaşıyorlar.

We enjoy football: Biz futboldan hoşlanırız.

They speak English: Onlar İngilizce konuşurlar.

You look beautiful today: siz bugün güzel görünüyorsunuz.

You look very beautiful today: Siz bugün çok güzel görünüyorsunuz.

You look ill: Siz hasta görünüyorsunuz.

I like music: Ben müziği severim.

I like sports: Ben sporu severim.

I like your hair style: Ben sizin saç stilinizi beğeniyorum.

I know him: Ben onu tanıyorum.

We know her: Biz onu tanıyoruz.

I know English: Ben İngilizce biliyorum.

I promise you: Ben size söz veriyorum.

I promise her: Ben ona söz veriyorum.

I love you: Sizi seviyorum.

You love me: Siz beni seviyorsunuz.

You prefer coffee: Siz kahve tercih edersiniz.

I congratulate you: Ben sizi kutlarım.

I believe in you: Ben size inanıyorum.

You pray to god: Siz Allah’a dua edersiniz.

I owe you: Ben size borçluyum.

I owe him: Ben ona borçluyum.

I owe to everybody: Ben herkese borçloyum.

The hens lay eggs: Tavuklar yumurta yumurtlar.

The flowers bloom: Çiçekler açar.

(şimdi de (s) takısı alan fiillerin kullanıldığı cümle şekllerini öğrenelim.)

She loves you: O sizi seviyor.

She looks beautiful: O güzel görünüyor.

He knows French: O Fransızca biliyor.

It sounds a good idea: O iyi bir fikir gibi görünüyor.

It depends on you: O size bağlı.

She dyes her hair: O saçını boyar.

She dyes her hair black: O saçını siyaha boyar.

He studies english: O ingilizce çalışır.

He gets up early: O erken kalkar.

She plays the piano: O piyano çalar.

The butter melts: Tereyağı erir.

The water freezes: Su donar.

The sun rises: Güneş doğar.

The sun sets: Güneş batar.

It rains: Yağmur yağar.

He translates from English to Turkish: O İngilizceden Türkçeye tercüme yapar.

The butter melts in the sun: Tereyağı güneşte erir.

The snow melts in the sun: Kar güneşte erir.

That bag blongs to me: O çanta bana ait.

It blongs to me: O bana ait.

It blongs to you: O size ait.

It blongs to us: O bize ait.

It blongs to them: O onlara ait.

The car blongs to him: Araba ona ait.

The house blongs to her: Ev ona ait.

The pen blongs to Kemal: Kalem Kemal’e ait.

CHANGE THE FOLLOWING SENTENCES İNTO SİMPLE PRESENT TENSE

(Aşağıdaki cümleleri geniş zamana çevirin.)

The babies are drinking milk: Bebekler süt içiyorlar.

The babies drink milk.

He is doing shopping.

He does shopping.

I am playing the guitar in an orchestra.

He is taking his newspaper out of his bag.

He is reading a newspaper.

She is cooking well.

Life is going on.

Rabbits are running fast.

Suna is watching television.

They are going to work together.

They are going to work separately.

Wool socks are keeping your feet warm.

Wool gloves are keeping your hands warm.

The earth is circling the sun.

Every change is causing delays.

Every delay is costing money.

Mary is chatting to Rose in the office.

Banu is receiving a letter from her insurance company.

It is running fast.

I am running into Mary at the stop.

TIME ADVERBS (Zaman Zarfları)

(Simple Present Tense) cümlelerde zaman bildiren kelimeler de kullanılır. Önce bazı yeni kelimeler öğrenelim.)

VOCABULARY (Kelime Bilgisi)

Sometimes: Bazen.

Always: Her zaman.

Generally: Genellikle.

Usually: Genellikle.

Ever: hiç.

Never: Asla.

Hardly ever: Hemen hemen hiç.

Scarcely ever: Hemen hemen hiç.

Frequently: Sık sık.

Often: Sık sık.

Seldom: Nadiren.

Rarely: Nadiren.

Ocasionally: Ara sıra.

Still: Hâlâ.

Far: Uzak.

Once: Bir defa.

Twice: İki defa.

Three times: Üç defa.

Four times: Dört defa.

Five times: Beş defa.

Ten times: On defa.

One hundred times: Yüz defa.

Every: Her.

Never: Hiç. Asla.

Suddenly: Aniden. Birdenbire.

After: Sonra.

After a while: Bir süre sonra.

Before: Önce.

Often: Sık sık.

Still: Hâlâ.

Any more: Artık.

Just: Sadece. Tam şu anda. Tam.

(Şimdi cümle alıştırmalarına geçelim. Zaman bildiren kelimelerin kullanılışına dikkat edin.)

The teacher always gets up early: Öğretmen her zaman erken kalkar.

The sun rises in the east every morning: Güneş her sabah doğudan doğar.

The sun sets in the west every evening: Güneş her akşam batıdan batar.

I go to the theater every weekend: Ben her hafta sonu tiyatroya giderim.

We go to work every day: Biz her gün işe gideriz.

We go to school together every day: Biz okula her gün beraber gideriz.

She always comes late: O her zaman geç gelir.

She usually comes late: O genellikle geç gelir.

She never comes late: O hiç geç gelmez.

He usually hides his emotions: O genellikle duygularını saklar.

I always teach english: Ben her zaman İnglizce öğretirim.

We always go to the cinema: Biz her zaman sinemaya gideriz.

He usually gets up early every morning: O genellikle her sabah erken kalkar.

I run into Kemal every day: Ben her gün Kemal’e rastlarım.

I run into kemal at the stop every day: Ben her gün durakta Kemal’e rastlarım.

I still have a cold: Bende hâlâ soğuk algınlığı var.

He still smokes cigarette: O hâlâ sigara içer.

I usually watch television in the evening: Ben genellikle akşamleyin televizyon seyrederim.

We usually investigate: Biz genellikle araştırırız.

He usually spends much money: O genellikle çok para harcar.

Davut usually helps his friends: Davut genellikle arkadaşlarına yardım eder.

They usually accept my suggestions: Onlar genellikle benim önerilerimi kabul ederler.

Her intelligence always compensates for her lack of vision: Onun zekası her zaman görme eksikliğini telafi eder.

I always understand you: Ben her zaman sizi anlıyorum.

Suddenly, she hears a noise: O aniden bir gürültü duyar.

Suddenly, she goes out: O aniden dışarı çıkar.

Suddenly, he wakes up: O aniden uyanır.

Suddenly, he falls down: O aniden düşer.

Suddenly the children shout: Çocuklar aniden bağırırlar.

After a while, the phone rings again: Bir süre sonra telefon tekrar çalar.

Arzu always cuts the bread into thin slices: Arzu her zaman ekmeği ince dilimler halinde keser.

I sometimes remember my own childhood: Ben bazen kendi çocukluğumu hatırlarım.

These toys always remind me my own childhood: Bu oyuncaklar bana her zaman kendi çocukluğumu hatırlatır.

He is a jurnalist. He always writes an article: O bir gazeteci. O her zaman bir makale yazar.

He is a barber. He always cuts hair: O bir berber. O her zaman saç keser.

Erol is a mechanic. He always repairs the radio. Erol bir tamirci. O her zaman radyo tamir eder.

I am a student. I study every day: Ben bir öğrenciyim. Ben her gün çalışırım.

He is a musician. He plays the piano at a rastaurant every evening: O bir müzisyen. O bir restoranda her akşam piyano çalar.

He just talks and talks and talks: O sadece konuşur, konuşur, konuşur.

Children sometimes drop things and break them: Çocuklar bazen eşyalar düşürür ve kırarlar.

Kemal smokes two packages of cigarette a day: Kemal günde iki paket sigara içer.

My student Ümit visits his family once a year: Öğrencim Ümit ailesini yılda bir kez ziyaret eder.

I sometimes smoke: Ben bazen sigara içerim.

I often drink tea: Ben sık sık çay içerim.

(İngilizcede (have) kelimesinin çok çeşitli anlamlarıve işlevleri olduğunu daha önce belirtmiştik. (Have) kelimesini genellikle o andaki kullanılış amacına göre almk, içmek, yapmak, sahip olmak, etmek, var gibi anlamlarda Türkçeye çevirebilirsiniz. Örneğin, (i have tea) cümlesine, ben çay alırım da denebilir. Ben çay içerim de denebilir. Aşağıdaki cümlelerde bir fiil, bir yüklem gibi kullanılmıştır. Üçüncü tekil şahıslar için de (has) kullanılır.)

I have tea after dinner: Akşam yemeğinden sonra çay içerim.

I have a bath after work: Ben işten sonra banyo yaparım.

She has coffee before dinner: O akşam yemeğinden önce kahve içer.

He has breakfast before eight o’clock: O saat sekizden önce kahvaltı yapar.

She has coffee every evening: O her akşam kahve içer.

They have a holiday every summer: Onlar her yaz tatile yaparlar.

Most people usually have a feeling of responsibility: Çoğu insan genellikle bir sorumluluk duygusuna sahiptir.

QUESTION FORM (Soru Şekli)

(Şimdi soru cümleleri üzerinde duralım. Cümleleri okurken ve dinlerken bu bölümün başında anlatılan kuralları hatırlayarak hangi durumlarda (do) hangi durumlarda (does) kullanıldığına dikkat edin. Tekrar hatırlatmak gerekirse, üçüncü tekil şahıs öznelerde (does) diğer öznelerde ise, (do) kelimesi özneden önce getirilerek soru cümleleri yapılır.)

You like music: Siz müziği seversiniz.

Do you like music?: Siz müziği severmisiniz?

You like natural colours: Siz doğal renkleri seversiniz.

Do you like natural colours?: Siz doğal renkleri severmisiniz?

We drink tea: Biz çay içeriz.

Do we drink tea?: Biz çay içermiyiz?

They prefer coffee: Onlar kahve tercih ederler.

Do they prefer coffee?: Onlar kahve mi tercih ederler?

I clean the room: Ben odayı temizlerim.

Do I clean the room?: Ben odayı temizlermiyim?

You water the flowers: Siz çiçekleri sularsınız.

Do you water the flowers?: Siz çiçekleri sularmısınız?

The babies cry all the time: Bebekler bütün zaman ağlarlar.

Do the babies cry all the time?: Bebekler bütün zaman ağlarlar mı?

Ali and Mehmet work in the factory: Ali ve Mehmet fabrikada çalışırlar.

Do Ali and Mehmet work in the factory?: Ali ve Mehmet fabrikada mı çalışırlar?

(Bu cümlede özne iki kişi olduğu için çoğul kabul edilir.)

She plays basketball: O basketbol oynar.

Does she play basketball?: O basketbol oynar mı?

(bu cümlede (play) kelimesi düz cümle halinde (s) takısı alırken soru şeklinde almamaktadır. Çünkü, (s) takısı soru yapmak için kullanılan (does) kelimesinde yer almıştır.)

Hikmet goes to the courthouse every day: Hikmet her gün adliyeye gider.

Does Hikmet go to the courthouse every day: Hikmet her gün adliyeye gider mi?

These books blong to me: Bu kitaplar bana ait.

Do these books blong to you?: Bu kitaplar size mi ait.

He speaks English well: O iyi İnglizce konuşur.

Does he speak English well?: O İngilizceyi iyi konuşur mu?

The cat eats meet: Kedi et yer.

Does the cat eat meat?: Kedi et yer mi?

Mary uses the computer: Mary bilgisayar kullanır.

Does Mary use the computer?: Mary bilgisayar kullanır mı?

You promise me: Siz bana söz veriyorsunuz.

Do you promise me?: Bana söz veriyormusunuz?

She loves me: O beni seviyor.

Does she love me?: O beni seviyor mu?

Your friend has tea: Sizin arkadaşınız çay içer.

Does your friend have tea?: Sizin arkadaşınız çay içen mi?

(Bu cümlede, cümle düz haldeyken Kullanılan (has) kelimesi soru şeklinde (have) şekline dönüşmektedir. Eğer Düz cümlede (have) olursa soru şeklinde de )have) şeklinde kalır.)

You have coffee: Siz kahve içersiniz.

Do you have coffee?: Siz kahve içermisiniz?

You have a drink: Siz bir içecek alırsınız.

Do you have a drink?: Siz bir içecek alırmısınız?

Arzu likes horror movies: Arzu korku filmlerini sever.

Does Arzu like horror movies?: Arzu korku filimlerini sever mi?

It always rain: Herzaman yağmur yağar.

Does it always rain? Her zaman yağmur yağar mı?

It blongs to you: O size ait.

Does it blong to you?: O size mi ait.

The computer blongs to you: Bilgisayar size ait.

Does the computer blong to you?: Bilgisayar size mi ait?

You like horror movies: Siz korku filmlerini seversiniz.

Do you like horror movies?: Siz korku filimlerini severmisiniz?

You do your homework on time: Siz ödevinizi zamanında yaparsınız.

Do you do your homework on time?: Siz ödevinizi zamanında yaparmısınız?

(Burada iki tane (do) kelimesi kullanıldı. Bunlardan başta olan soru yapmak için bir yardımcı fiildir. Diğeri ise yapmak anlamına gelen fiildir.

You work in Ankara: Siz Ankara’da çalışırsınız.

Do you work in Ankara?: Siz Ankarada mı çalışırsınız?

She stays at home on Sundays: O Pazar günleri evde kalır.

Does she stay at home on Sundays?: O Pazar günleri evde mi kalır?

You enjoy music: Siz müzikten hoşlanırsınız.

Do you enjoy music?: Siz müzikten hoşlanırmısınız?

You want some sugar: Biraz şeker istersiniz.

Do you want some sugar?: Biraz şeker istermisiniz?

NEGATIVE FORM (Olumsuz Şekli)

(Olumsuz cümlelerde (do not) veya kısa şekliyle (don’t,) (does not,) veya Doesn’t) kullanılır. Cümlenin olumsuzluk anlamını vurgulamak için genellikle (do nüt, does not) kelimeleri kullanılmaktadır.)

I like leek: Ben pırasa severim.

I do not like leek: Ben pırasa sevmem.

You smoke: Siz sigara içersiniz.

You do not smoke: Siz sigara içmezsiniz.

They speak Turkish: Onlar Türkçe konuşurlar.

They don’t speak Turkish: Onlar Türkçe konuşmazlar.

They stay at home: Onlar evde kalırlar.

They don’t stay at home: Onlar evde kalmazlar.

The children like medicine: Çocuklar ilaç sevmezler.

The children don’t like medicine: Çocuklar ilacı sevmezler.

The air conditioning works: Havalandırma sistemi çalışıyor.

The air conditioning doesn’t work: Havalandırma sistemi çalışmıyor.

He goes to the theater: O tiyatroya gider.

He does not go to the theater: O tiyatroya gitmez.

I always smoke: Ben her zaman sigara içerim.

I don’t smoke any more: Ben artık sigara içmiyorum.

She always eats bread: O her zaman ekmek yer.

She doesn’t eat bread any more: O artık ekmek yemiyor.

He always drives fast: O her zaman hızlı araba sürer.

He doesn’t drive fast any more: O artık hızlı araba sürmüyor.

He still eats bread: O hâlâ ekmek yiyor.

He doesn’t still eat bread: O hâlââ ekmek yemiyor.

It depends on me: O bana bağlı.

It doesn’t depend on me: O bana bağlı değil.

It sounds a good idea: O iyi bir fikir gibi görünüyor.

It doesn’t sound a good idea: O iyi bir fikir gibi görünmüyor.

I still smoke: Ben hâlâ sigara içiyorum.

I don’t still smoke: Ben hâlâ sigara içmiyorum.

She wants coffee: O kahve ister.

She doesn’t want coffee: O kahve istemez.

Berrak uses too much make-up: Berrak çok fazla makyaj kullanır.

Berrak doesn’t use too much make-up: Berrak çok fazla makyaj kullanmaz.

Kemal prefers coffee: Kemal kahve tercih etmez.

Kemal doesn’t prefer coffee: Kemal kahve tercih etmez.

My friend tells lie: Benim arkadaşım yalan söyler.

My friend does not tell lie: Benim arkadaşım yalan söylemez.

Tom comes late: Tom geç gelir.

Tom doesn’t come late: Tom geç gelmez.

Kemal eats between meals: Kemal yemeklerin arasında yer.

Kemal doesn’t eat between meals: Kemal yemeklerin arasında yemez.

I know: Biliyorum.

I don’t know: Bilmiyorum.

(Bu cümle geniş zaman olduğu halde Türkçeye bilmiyorum olarak çevrilmektedir. Genellikle günlük konuşmalarda bu anlamda kullanılır. Ancak, bazı özel durumlarda bilmem şeklinde de çevrilebilir.)

I don’t know her name: Ben onun ismini bilmiyorum.

I don’t know her address: Ben onun adresini bilmiyorum.

We don’t know the details: Biz ayrıntıları bilmiyoruz.

We don’t know the situation: Biz durumu bilmiyoruz.

Do you know the results?: Siz sonuçları biliyormusunuz?

Don’t you know the results: Siz sonuçları bilmiyormusunuz?

Do you want some more tea?: Biraz daha çay istermisiniz?

Don’t you want some more tea?: Siz biraz daha çay istemezmisiniz?

Does she speak Turkish?: O Türkçe konuşur mu?

Doesn’t she speak Turkish?: O Türkçe konuşmaz mı?

Do you know the time?: Siz saati biliyormusunuz?

Don’t you know the time: Saati bilmiyormusunuz.

Do you know your duty?: Siz görevinizi biliyormusunuz?

Don’t you know your duty: Siz görevinizi bilmiyormusunuz?

Do you know his telephone number?: Siz onun telefon numarasını biliyormusunuz?

Don’t you know his telephone number?: Siz onun telefon numarasını bilmiyormusunuz?

Do you like coffee?: Siz kahve severmisiniz?

Don’t you like coffee?: Siz kahve sevmezmisiniz?

Do you come with us, too?: Siz de bizimle gerirmisiniz?

Don’t you come with us, too: Siz de bizimle gelmezmisiniz?

Do you stay a bit longer?: Siz biraz daha uzun kalırmısınız?

Don’t you stay a bit longer?: Biraz daha uzun kalmazmısınız?

Does she like money?: O parayı sever mi?

Doesn’t she like money?: O parayı sevmez mi?

INFINITIVE VERBS

(Master Fiiller)

(İngilizcede (simple present tense) cümlelerde mastar fiillerin kullanılması çok daha yaygındır. Özellikle istemek anlamına gelen (want) ve sevmek anlamına gelen (like) kelimesiyle mastar fiiller çok fazla kullanılır. Şimdi mastar fiillerin kullanılışıyla ilgili cümle örneklerine dikkat ederek öğrenmeye çalışın. Cümlelerin, isterim, istiyorum. Severim, seviyorum şeklinde Türkçeye çevrilmesi sizi şaşırtmasın. (Simple present Tense) anlam olarak esnek bir özellik taşır. Önce bazı yeni kelimeler öğrenelim.)

Assess: Değerlendirmek.

Assessment: Değerlendirme.

Accept: Kabuletmek.

Application: Baş vuru.

Focuss: Üzerinde durmak. Vurgu yapmak. Odaklanmak.

Result: Sonuç.

Comprehensive: Kapsamlı.

Comprehensive assessment: Kapsamlı değerlendirme.

Hope: Ümit etmek.

Paper: Kâğıt. Yazı.

Finish: Bitirmek. Bitmek.

Assessment results: Değerlendirme sonuçları.

Alternative: Alternatif.

Strategy: Strateji.

Toy: Oyuncak.

Bracelet: Bilezik.

Ring: Yüzük.

Earring: Küpe.

Jewellery: Mücevher.

Scarf: Eşarp.

Wear: Giymek. Takmak.

Current: Günlük. Güncel. Şimdiki.

Current news: Güncel haberler.

Price list: Fiyat listesi.

Event: Olay.

Issue: Olay. Durum. Yayın. Baskı.

Current events: Günlük olaylar.

Current issues: Günlük olaylar.

Skill: Beceri.

Daily: Günlük.

Daily skills: Günlük beceriler.

Daily living skills: Günlük yaşam becerileri.

Inform: Haber vermek. Bilgi vermek.

Information: Haber. Bilgi.

Agreement: Anlaşma.

Make agreement: Anlaşma yapmak.

Break agreement: Anlaşmayı bozmak.

Disagreement: Anlaşmazlık.

Remove: Ortadan kaldırmak. Gidermek.

Survey: Araştırma.

Search: Araştırmak.

Research: Araştırma.

Finding: Bulgu.

Team: Ekip. Takım.

Research: Team: Araştırma ekibi.

Research findings: Araştırma bulguları.

Convenient: Uygun.

I want to go: Ben gitmek istiyorum.

I want to read: Ben okumak istiyorum.

I want to write: Yazmak istiyorum.

I want to sleep: Uyumak istiyorum.

I want to learn: Öğrenmek isterim.

I want to talk: Konuşmak isterim.

I want to pay by visa card: Ben viza kartıyla ödemek istiyorum.

He wants to accept: O kabul etmek istiyor.

He wants to accept your application: O sizin baş vurunuzu kabul etmek istiyor.

I hope to finish: Bitirmeyi ümit edeyorum.

I hope to come: Gelmeyi ümit ediyorum.

I hope to see: Görmeyi ümit ediyorum.

I want to go to the concert: Ben konsere gitmek istiyorum.

He wants to talk with you at a more convenient time: O sizinle daha uygun bir zamanda konuşmak istiyor.

I want to focuss on the education: Ben eğitim üzerinde durmak istiyorum.

I want to focuss on instructional planning: Ben eğitim planlaması üzerinde durmak istiyorum.

I hope to finish my paper tonight: Ben yazımı bu gece bitirmeyi ümit ediyorum.

Kemal wants to utilize research findings to improve his knowledge about education: Kemal eğitim hakkındaki bilgisini geliştirmek için araştırma bulgularından yararlanmak istiyor.

I want to offer you a suggestion: Ben size bir öneri sunmak istiyorum.

I don’t want to go to the concert: Ben konsere gitmek istemiyorum.

I want to watch television: Ben televizyon seyretmek istiyorum.

I don’t want to watch television: Ben televizyon seyretmek istemiyorum.

I want to break the agreement: Ben anlaşmayı bozmak istiyorum.

I don’t want to break the agreement: Ben anlaşmayı bozmak istemiyorum.

I want to make a new agreement: Ben yeni bir anlaşma yapmak istiyorum.

I don’t want to make a new agreement: Ben yeni bir anlaşma yapmak istemiyorum.

I want to explain my suggestion: Ben önerimi açıklamak istiyorum.

I want to give you an example: Ben size bir örnek vermek istiyorum.

I want to give you various examples: Ben size çeşitli örnekler vermek isterim.

I want to try various techniques: Ben çeşitli teknikleri denemek istiyorum.

I want to be realistic: Ben gerçekçi olmak istiyorum.

I want to apologize to you: Ben sizden özür dilemek istiyorum.

I want to be flexible: Ben esnek olmak istiyorum.

I don’t want to be flexible: Ben esnek olmak istemiyorum.

He doesn’t want to take any responsibility: O hiçbir sorumluluk almak istemiyor.

I want to take a photograph of you: Ben sizin bir fotorğrafınızı çekmek istiyorum.

I want to take a photograph of Mary: Ben Mary’nin bir fotoğrafını çekmek istiyorum.

I want to give you a new chance: Ben size yeni bir şans vermek istiyorum.

The research team wants to explain assessment results: Araştırma ekibi değerlendirme sonuçlarını açıklamak istiyor.

Berrak likes to wear ring: Berrak yüzük takmayı sever.

Arzu likes to wear bracelet: Arzu bilezik Takmayı sever.

Mary likes to wear earring: Mary küpe takmayı sever.

Suna likes to wear scarf: Mary eşarp giymeyi sever.

I like to read: Ben okumayı severim.

I like to drive: Ben araba sürmeyi severim.

I like to drink: Ben içmeyi severim.

I like to help: Ben yardım etmeyi severim.

I like to read books and newspapers: Ben kitap ve gazeteleri okumayı severim.

I like to play chess: Ben satranç oynamayı severim.

I like, to read books, to play chess, to listen to music, to watch television:Ben kitap okumayı, satranç oynamayı, müzik dinlemeyi, televizyon seyretmeyi severim.

You want to come with us: Siz bizimle gelmek istersiniz.

You want to sleep early: Siz erken uyumak istersiniz.

We want to learn to use the computer: Biz bilgisayar kullanmayı öğrenmek istiyoruz.

They want to stay at home today: Onlar bugün evde kalmak istiyorlar.

She wants to answer all the questions: O bütün soruları cevaplamak istiyor.

Arzu wants to drink tea: Arzu çay içmek istiyor.

Ali wants to do somthing for you: Ali sizin için bir şey yapmak ister.

Ahmet wants to gather more information: Ali daha fazla bilgi toplamak istiyor.

Hikmet wants to get ready: Hikmet hazırlanmak istiyor.

I want to apply to the university: Ben üniversiteye baş vurmak istiyorum.

I want to apply to ministry of education: Ben eğitim bakanlığına baş vurmak istiyorum.

Ümit likes to save money: Ümit para biriktirmeyi sever.

Children like to play with the toys: Çocuklar oyuncaklarla oynamayı severler.

Kemal likes to talk about current issues: Kemal günlük olaylar hakkında konuşmayı sever.

Bekir likes to assess the current news: Bekir günlük haberleri değerlendirmeyi sever.

He wants to get a current price list: O güncel bir fiyat listesi almak istiyor.

Berrak wants to be a lawyer: Berrak avukat olmak istiyor.

Mehmet wants to be a teacher: Mehmet öğretmen olmak istiyor.

I prefer to make a comprehensive assessment: Ben kapsamlı bir değerlendirme yapmayı tercih ederim.

They prefer to talk about assesment results: Onlar değerlendirme sonuçları hakkında konuşmayı tercih ederler.

They want to discuss alternative strategies: Onlar alternative stratejileri tartışmak istiyorlar.

Arzu wants to teach the children daily living skills: Arzu çocuklara günlük yaşam becerilerinin öğretmek istiyor.

Berrak wants to remove disagreements: Berrak anlaşmazlıkları gidermek istiyor.

You try to learn English: Siz İngilizce öğrenmeye çalışıyorsunuz.

He tries to pass his class: O sınıfını geçmeye çalışıyor.

I try to understand you: Ben seni anlamaya çalışıyorum.

I try to come: Gelmeye çalışırım.

I try to telephone: Telefon etmeye çalışırım.

I try to help: Yardım etmeye çalışırım.

İ I try to inform you: Size haber vermeye çalışırım.

Most people try to hide the bad side of their personality: Çoğu insan kişiliğinin kötü yanını gizlemeye çalışır.

He always forgets to lock the door: O her zaman kapıyı kilitlemeyi unutur.

Mary usually forgets to put salt in the meals: Mary genellikle yemeklere tuz atmayı unutur.

Suna decides to be a judge: Suna bir hakim olmaya karar verir.

Tom decides to accept Mary’s offer: Tom Mary’nin teklifini kabul etmeye karar verir.

Berrak begins to make a survey: Berrak bir araştırma yapmaya başlıyor.

Mary needs to consult with a psychologist: Mary’nin bir psikoloğa danışmaya ihtiyacı var.

I don’t want to go: Ben gitmek istemiyorum.

I don’t want to come: Ben gelmek istemiyorum.

I don’t want to accept: Ben kabul etmek istemiyorum.

I don’t want to refuse: Ben reddetmek istemiyorum.

I don’t want to sleep: Uyumak istemiyorum.

I don’t want to work: Çalışmak istemiyorum.

They don’t want to drink: Onlar içmek istemiyor.

He doesn’t want to take medicine: O ilaç almak istemiyor.

Mary doesn’t want to come with us: Mary bizimle gelmek istemiyor.

Tom doesn’t want to accept his mistake: Tom yanlışını kabul etmek istemez.

I don’t like to get up late: Ben geç kalmayı sevmem.

I don’t like to drink wine: Ben şarap içmeyi sevmem.

I don’t like to dance: Ben dans etmeyi sevmem.

I don’t like to watch television: Ben televizyon seyretmeyi sevmiyorum.

We don’t like to go by bus: Biz otobüsle gitmeyi sevmiyoruz.

He doesn’t want to accept: Kabul etmek istemiyor.

She doesn’t want to refuse: Reddetmek istemiyor.

He doesn’t like to play chess: O satranç oynamayı sevmez.

Arzu doesn’t like to wear jewellery: Arzu mücevher takmayı sevmez.

She doesn’t like to smoke: O sigara içmeyi sevmez.

(İngilizcede birisinin bir şey yapmasını istediğini belirtmek için (want) veya benzar bir kelimeden hemen sonra o şahıs veya onun ismi getirilir. Verilen cümle örneklerine dikkat edin.)

I want to give you a present: Ben size bir hediye vermek istiyorum.

I want you to give a present: Ben sizin bir hediye vermenizi istiyorum.

He wants to teach me English: O bana İngilizce öğretmek istiyor.

He wants me to teach English: O benim İngilizce öğretmemi istiyor.

Arzu wants to help Berrak: Arzu Berrak’a yardım etmek istiyor.

Arzu wants Berrak to help: Arzu Berrak’ın yardım etmesini istiyor.

Bekir wants to answer Ümit: Bekir Ümit’e cevap vermek istiyor.

Bekir wants Ümit to answer: Bekir Ümit’in cevap vermesini istiyor.

I want to read you: Ben size okumak istiyorum.

I want you to read: Ben sizin okumanızı istiyorum.

I want to write him: Ben ona yazmak istiyorum.

I want him to write: Ben onun yazmasını istiyorum.

I want her to come: Ben onun gelmesini isterim.

I don’t want her to come: Ben onun gelmesini istemem.

She wants them to stay: O onların kalmasını ister.

He wants me to succeed: O benim başarmamı ister.

He doesn’t want me to succeed: O benim başarmamı istemez.

He wants me to be successful: O benim başarılı olmamı ister.

He doesn’t want me to be successful: O benim başarılı olmamı istemez.

I want you to learn English well: Ben sizin ingilizceyi iyi öğrenmenizi isterim.

I tell him to study: Ben ona çalışmasını söylüyorum.

I warn them to be careful: Ben onlara dikkatli olmalarını ikaz ediyorum.

I have an exam to prepare: hazırlanacak bir sınavım var.

I haven’t got anymoney to spend: Benim harcayacak hiç param yok.

I have a lot of work to do: Benim yapacak çok işim var.

I have a lot of things to say: Benim söyleyecek çok şeyim var.

(Bu ve benzeri cümleleri gelecek zaman gibi söyleyecek çok şeyim var şeklinde çevirmek Türkçede kulağadaha doğru gelmektedir. Bir dilden diğer bir dile çeviride cümlede yer alan tek tek kelimeler kadar verilmek istenen mesajın ne olduğu da önemlidir. Bir cümleyi Türkçeye çevirirken kolay anlaşılır ve düzgün bir ifade taşımasına dikkat etmek gerekir.)

I have got some shopping to do: Benim yapacak biraz alış-verişim var.

I have a shirt to iron: Ütüleyecek bir gömleğim var.

I have some e-mails to send: Benim gönderecek bazı e-maillerim var.

I have a question to ask you: Size soracak bir sorum var.

I have nothing to do: Benim yapacak bir şeyim yok.

I have nothing to say: Benim söyleyecek bir şeyim yok.

QUESTIONS AND ANSWERS (Sorular ve Cevaplar)

(Şimdi (simple present tense) üzerinde sorucevap alıştırmaları yaparak bu konuyu daha iyi kavramaya çalışalım. Soruları dinlerken veya okurken önce cevapları siz vermeğe çalışın. Sorulara cevap verirken daha önceki bölümlerde öğrendiğimiz gibi kısa ve uzun cevaplar verebilirsiniz. İnsan hangi cevapla duygularını tam olarak ifade ettiğine inanıyorsa veya hangi cevap o sorunun tatmin edici bir cevabı sayılacaksa onu tercih edebilir. Kısa cevaplar (yes, I do. No, I don’t. Yes, she does. No, she doesn’t) gibi şekillerde verilir.

 

(Şimdi soru, cevap alıştırmalarına geçelim.)

Do you like music?: Siz müzik severmisiniz?

Yes, I do: Evet, severim.

Do they work hard?: Onlar çok çalışırlar mı?

No, they don’t. Hayır çalışmazlar.

Do you speak English?: Siz İngilizce konuşuyormusunuz?

Yes, I do: Evet konuşuyorum.

Does it blong to you?: O size mi ait?

Yes, it blongs to me: Evet, o bana ait.

Does your house get sun?: Sizin eviniz güneş alır mı?

Yes, it gets sun in the morning: Evet, o sabahleyin güneş alır.

Do you know his name?: Siz onun ismini biliyormusunuz?

Yes, I do: Evet, biliyorum.

Do you like horror movies?: Siz korku filimlerini severmisiniz?

No, I don’t like horror movies: Hayır, ben korku filimlerini sevmem.

Do you love me?: Siz beni seviyormusunuz?

Yes, I love you very much: Evet, ben sizi çok seviyorum.

Do you need a taxi?: Taksiye ihtiyacınız var mı?

Yes, I need: Evet, ihtiyacım var.

Do you need help?: Yardıma ihtiyacınız var mı?

No, I don’t. Thank you: Hayır, yok. Teşekkür ederim.

Does the bus come late?: Otobüs geç mi gelir?

No, it does not come late: Hayr, o geç gelmez.

Do you save money?: Siz para biriktirirmisiniz?

No, I don’t save money: Hayır, ben para biriktirmem.

Do you go to bed late or early in the evening?: Siz akşam geçmi yoksa erkenmi yatarsınız?

I usually go to bed early: Ben genellikle erken yatarım.

What comes before money?: Paradan önce ne gelir?

Health comes before money: Paradan önce sağlık gelir.

What makes you happy?: Sizi ne mutlu eder?

Love makes me happy: Beni sevgi mutlu eder.

What makes you angry?: Sizi ne kızdırır?

Lie makes me angry: Beni yalan kızdırır.

What do you do in your free time: Siz boş zamanınızda ne yaparsınız?

I read books and listen to music: Ben kitap okurum ve müzik dinlerim

What kind of music do you like?: Siz ne çeşit müzik seversiniz.

I like jazz music: Ben caz müziği severim.

Which school do you attend?: Siz hangi okula devam ediyorsunuz.

I attend law of faculty: Ben hukuk fakültesine devam ediyorum.

Where do you live?: Siz nerede yaşıyorsunuz?

I live in Ankara: Ben Ankara’da yaşıyorum.

How do you go to work?: Siz işe nasıl gidersiniz.

I go by bus: Ben otobüsle giderim.

What colour does she dye her hair?: O saçını ne renge boyar.

She dyes her hair black: O saçını siyaha boyar.

How many times in a year do you visit your family?: Siz bir yılda kaç defa ailenizi ziyaret edersiniz?

Twice a year: Yılda iki defa.

How much money do you owe him?: Sizin ona ne kadar para borcunuz var.

I owe him one billion liras: Benim ona bir milyar lira borcum var.

Which do you prefer, coffee or tea?: Hangisini tercih edersiniz, kahve mi yoksa çay mı?

I prefer coffee: Ben kahveyi tercih ederim.

How do you feel yourself?: Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

I have a headache: Başım ağrıyor.

At what age do people usually retire?: İnsanlar genellikle kaç yaşında emekli olurlar?

They usually retire at the age of sixty-five: Genellikle altmış-beş yaşında emekli olurlar.

When do you plan to retire?: Siz ne zaman emekli olmayı planlıyorsunuz?

I plan to retire at the age of sixty: Ben altmış yaşında emekli olmayı planlıyorum.

ANSWER THE FOLLOWING QUESTIONS

(Aşağıdaki soruları cevaplandırın.)

Which sports do you like?: Siz hangi sporları seversiniz?

Do you exercise every day?: Siz her gün egzersiz yaparmısınız?

Do you watch your weight?: Siz kilonuza dikkat edermisiniz?

What do you do to stay healthy?: Siz sağlıklı kalmak için ne yaparsınız?

Do you like horroh movies?: Siz korku filimlerini severmisiniz?

Who do you get along better with, your mother or your father?: Siz kiminle daha iyi geçinirsiniz, annenizle mi yoksa babanızla mı?

Do you have a web page?: Siz bir web sayfasına sahipmisiniz?

Do earthquakes occur often in Turkey?: Türkiye’de sık, sık depremler meydana gelir mi?

How long does it take to finish this work?: Bu işi bitirmek ne kadar sürer?

Do you have anything to say?: Sizin söyleyecek herhangi bir şeyiniz var mı?

Do you ever miss the train?: Siz hiç treni kaçırırmısınız?

Do you ever go to the concert?: Siz hiç konsere gidermisiniz?

What time do you usually get up in the morning? Sabahleyin genellikle saat kaçta kalkarsınız?

What time do you usually go to bed? Siz genellikle saat kaçta yatarsınız?

Do you like to travel? Seyahat etmeyi severmisiniz?

Why do you want to learn english?Niçin ingilizce öğrenmek istiyorsunuz?

How do you go to work? İşe nasıl gidiyorsunuz?

Do you know my telephone number? Benim telefon numaramı biliyormusunuz?

 

Yorumlar 

 
#9 Geniş ZamanViolette 22-11-2017 23:31
I have noticed you don't monetize your site,
don't waste your traffic, you can earn additional cash every month because you've got high quality content.
If you want to know how to make extra $$$, search for: Boorfe's tips best adsense alternative

Feel free to surf to my site; FirstSeth: https://10Georgia.blogspot.se
Alıntı
 
 
#8 Geniş ZamanFlor 16-11-2017 13:20
I have checked your site and i've found some duplicate content,
that's why you don't rank high in google, but there is
a tool that can help you to create 100% unique articles, search for; Boorfe's
tips unlimited content

My page SuzannaSmall: https://Gretchen055.blogspot.com
Alıntı
 
 
#7 Geniş ZamanKristan 05-11-2017 12:18
Abundância a Janeiro: Artigo destacado Graal.


Também visite meu weblog ... mulheres ao vivo (Vonnie: http://dovezi.vigilance.ro/?mulheres_nuas_na_webcam_477230)
Alıntı
 
 
#6 Geniş ZamanKristeen 04-11-2017 18:27
I see you don't monetize your blog, don't waste your traffic, you can earn extra bucks every month because you've got high quality content.

If you want to know how to make extra bucks, search for: Boorfe's tips best adsense
alternative

Look at my homepage ... FirstEarl: https://11Preston.blogspot.co.uk
Alıntı
 
 
#5 Geniş ZamanShayna 30-10-2017 07:44
A próxima orientação explica melhor sobre assim mesmo.


Meu webpage ... casino filme online (cassinodigital .com: http://cassinodigital.com/)
Alıntı
 
 
#4 Geniş ZamanJeanett 27-10-2017 02:23
I have to thank you for the efforts you have put
in writing this website. I really hope to see the same high-grade blog posts from
you later on as well. In truth, your creative writing abilities has encouraged me to get my very own website
now ;)

Have a look at my homepage pool service jobs phoenix (goo.gl: https://goo.gl/maps/M5E92Xnu9MH2)
Alıntı
 
 
#3 Geniş ZamanHelaine 13-10-2017 17:35
I see you don't monetize your page, don't waste your traffic, you can earn additional bucks every month because you've got high quality content.
If you want to know how to make extra money, search for: Mrdalekjd methods
for $$$

Feel free to surf to my web site: FirstYong: https://10Micheline.blogspot.se
Alıntı
 
 
#2 Geniş ZamanJerrell 04-10-2017 01:44
You could certainly see your skills in the article
you write. The sector hopes for more passionate writers like you who are not afraid
to say how they believe. At all times follow your heart.



Have a look at my site - SBOBET เอสบีโอเบท special offers: https://www.s-bobet.com/
Alıntı
 
 
#1 Geniş ZamanKatrina 25-09-2017 19:36
Contudo, com a Inédita Biotipo (a cobrança indevida de Icms
na conta de luz 2017 rio grande do sul - http://www.gase.de/Benutzer_Diskussion:KelvinZpx2: http://www.gase.de/Benutzer_Diskussion:KelvinZpx2, 1988) isso mudou!
Alıntı
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile